Ana içeriğe atla

Einstein ile Maviş

Babacım günaydın. Bugün 9 Mart Cuma. Yorgun ve sıfır enerjiyle başladım güne. Şirkette manasızca otururken sana bir şeyler yazmak istedim. Sabah sen de biraz keyifsizdin. Dün akşamdan başlayan suratsızlığın sabah da devam etti. Çok yemek seçiyorsun. Daha doğrusu buna artık yemek seçmek denmez. Hamburger, pizza, makarna ve köfte. Menünde sadece bunlar var. Dün isyan edip, bunlar dışında evde hazır bulunan 3-4 çeşit yemekten hiçbirini yemedin. Açlıktan enerjin düşmüş ve sinirliydin ama yine de yemek yemedin. Sen bilirsin dedim. Sabah kalkınca sana tost yaptım, yanına da sıcak bir bardak süt. Kesin saldıracak yemeğe dedim ama hiç beklediğim gibi olmadı. Tosttan isteksiz bir iki ısırık ve yarım bardak süt. Sonunda inadın kırılıp bir şeyler yiyeceksin elbet. Her gün sana hamburger pizza yediremem oğlum. Ben de üzülüyorum ama bu işe bir müdahale etmemiz gerekiyor artık. Son tartıldığında 44 kilo olmuştun. Yaşına göre kilolusun ve sürekli şekerli, hamurlu şeyler yiyorsun. Abur cuburu kestik mümkün mertebe ama yemek konusundaki seçiciliğinle baş edebilmiş değiliz henüz.  Umarım okulda bugün güzel bir şeyler çıkar da yemek yersin. Neyse benim bu yazımın konusu bu değildi öyle araya sıkıştırmış olayım.

Senin kedilere düşkünlüğünden bahsetmişimdir mutlaka önceki yazılarımda. Ben de kedileri özellikle köpekleri çok severim. Annenle birlikte yaşadığımız Avcılar'daki evimizde Mısır adında bir kedimiz vardı. Senin de büyürken hayvan sevgisini tatmanı, bir canlıya bağlanmanın ona bakmanın sorumluluğunu yaşamanı istiyordum. Sık sık annene bu konuyu açar onun "-Kesinlikle olmaz Cem. Evde hayvan bakamayız, onun sorumluluğunu alamayız" şeklinde itirazlarıyla hevesim kursağımda konuyu ötelerdim. Aslında bir köpeğimiz olsun istiyordum ama köpek sahibi arkadaşlarımla konuşup, onların köpekle yaşamlarını izledikçe bahçesi olmayan bir evde köpek bakmanın hem hayvana, hem sahibine, hem de komşulara eziyet olduğunu fark ettim. Bu hayvan bakma isteği ara ara depreşip ara ara unutulan bir şeydi benim için. Ama hiç aklımdan çıkmadı.

Sen büyümeye başladıkça ve arkadaşlarımızdan evde kedi bakan sayısı arttıkça daha da ısınmaya başladım bu konuya. Annen her zamanki kararlılığı ile itiraz ediyordu ama biz seninle bu konuda hayal kurmaya bile başlamıştık. Sitenin kafesinde, site sakini sokak kedilerini seviyor, marketten dostluk maması alıp onları besliyorduk. Instagram'da kedi videoları resimleri paylaşan hesapları takip etmeye, ücretsiz kedi sahiplendiren siteleri okumaya başlamıştım. Seninle internette kedi türlerine bakarken sen içlerinde British Shorthair Blue Point adında nevi şahsına münhasır özel bir kediyi çok beğendin. Kara burunlu sevimli suratlı, sakin mizaçlı bir ev kedisi. Biz bundan alalım baba dediğinde "artık yeter söz milletin" diyerek bu kediyi sahiplendiren bir yer var mı diye her gün araştırmaya başladım. 3 ay boyunca hem yavru Blue Point arıyor hem de kedili hayatın hayallerini kuruyordum. Ama bu kediyi para vermeden bulamayacağımı anlayıp pes ettim. Bir gün ilanlardan birinde uygun fiyatlı blue point yavruları diye görünce şirketten apar topar çıkıp 60 km uzakta Beylikdüzü'ndeki ilan sahibi ile buluştum. Bir anda karar verip Maviş'i satın aldım. Hemen veterineri arayıp randevu aldım. Neler yapmam gerektiğini, aşılarını, hangi alet edevata ihtiyacım olduğunu sordum. Veteriner bana keşke parayla almasaydınız burada bir komşumuz Chincilla yavru kedisine yuva arıyor. Ücret de istemiyor dediğinde başıma bela olacak o fikir beynim de yankılandı. " Neden iki tane olmasın ki ? Hem canları da sıkılmaz. "

Neyse detaylara çok girmeyeyim. Yine Çekmeköyde oturan o teyzeye de gittim. Yavru dişi chinchilla iran kırması Einstein'ı da Birgül Teyze'den aldım. Onun 10 kedisinden biriydi. Bakamadığı için ona bakacak, sıcak bir yuva arıyordu. Diğer yavrularından birisini de Kadir amcan kızı Damla için aldı. Onu da alıp veterinere geldik. İlk aşılarını kontrollerini yapıp bir an önce eve gelmek sana sürpriz yapmak için sabırsızlanıyordum. 

Eve geldiğimde sen henüz okuldan gelmemiştin. Kedileri taşıma çantaları ile salona bırakıp gelişini bekledim. Görür görmez çığlık attın. Benim kadar mutlu olmana çok sevinmiştim. İkisi de sevilmeyecek gibi değillerdi. İnsan bakınca bile içi ısınıyor, mutlu oluyordu. Hemen bir suç ortaklığı toplantısı yaptık seninle. 
-Bak babacığım dedim. Biliyorsun annen bu işten hiç hoşlanmayacak. Onun onayını almadan yaptık bu işi. Bu nedenle kedilerle ilgili hiç bir sorumluluğu annene yansıtmayacağız. Onların bakımı, beslenmesi ve temizliği gibi işler bizim ikimizin sorumluluğunda. Birlikte halledeceğiz tamam mı ? Tabi ki tamam dedin :)

Kedilere isim koyma işi sendeydi. Blue Point olan 3 aylık erkek yavruya Maviş, Chinchilla-İran kırması olan 4.5 aylık dişiye Einstein adını koydun. Gri kediye Maviş, eblek eblek bakan kediye neden Einstein dedin bilmiyorum ama isimleri böyle kaldı :) Bu arada favorin Maviş.


Hemen gerekli malzemeleri tamamladık. Kaka kabı, mama kaseleri, mama, tüy toplama eldiveni vs. Hiç bir sorun çıkmamalıydı. En azından ilk bir kaç gün. Annenin alışma süresinde çok göze batmamalıydık. 
Çekindiğim kadar vardı. Annen eve gelip iki yavru kediyi görünce hiç memnun olmadı. Yüz ifadesinden bana yönelmiş bir hayal kırıklığı ve öfke tarife gereksiz bir şekilde okunabiliyordu. Onu yumuşatmak için her türlü sözü ve taahhüdü verdim tabi. Seni hiç rahatsız etmeyeceğiz, her şeyi ile biz ilgileneceğiz, lütfen kalsınlar... Neyse ki annen bizi kırmadı ve bağrına taş basarak ve bir kaç gün surat asarak kalmalarına izin verdi. Einstein tam bir tüy yumağıydı. Aslında erkek kardeşinden 1.5 ay büyük olmasına rağmen ondan daha ufak ve hafifti. Türün bir özelliği sanırım. Ayrıca ilk ay yeni geldikleri ortamı keşfetmeye, bizlere alışmaya çalıştılar. Biraz çekingen ve sakinlerdi. Daha önce baktığımız sokak kedisi yerinde durmayan bir oyuncuydu. Ama bu ikisi ona hiç benzemiyor. Sakin miskin iki dede gibi takılıyorlar evde. Senle ikimiz biraz haşin sevdiğimiz için hiç öyle kucağımıza gelip sevdirme durumu da yok tabi. 
Kedileri aldıktan bir süre sonra 3-4 günlüğüne şehir dışına çıktık. Sarıkamış'a kayak yapmaya gidecektik. Apartman komşumuz Kumru'ya anahtar verdik biz orada yokken kedilerle ilgilensin diye. Döndüğümüzde Maviş mantar olmuştu. Kulağında, kuyruğunda  tüyler dökülmüştü. Öğrendik ki stresten oluyormuş. Her ne kadar yemleri mamaları verilmiş olsa da evde tüm gün yalnız kalınca strese girmiş yavrucak. 3 ay oldu hala mantarla uğraşıyoruz. Sonra Einstein hastalandı. Burnu akıyor, hapşırıyor sürekli. Veteriner bir hafta burada kalsın antibiyotik tedavisi olacak dedi. Döndüğünde Einstein da mantar olmuştu. Onunda kulakları ve kafasının üstündeki tüyler döküldü. İğnelerin etkisi ile bağışıklığı zayıflamış ondan olmuş dedi veteriner. Bir de tüyleri birbirine karıştığı için traş etmek zorunda kaldık. Dımdızlak kaldı. Kötücül mafya kedilerine benzedi Einstein. Tedavisi ayrı, bakımı yemeği ayrı masraf. Hasta olmasalar dert değil maması kumu ama bir de sürekli hasta oluyorlar. Açıkçası beklediğimden zor bir işmiş babacım. Ama yola çıkarken iyi hesaplamadığımız için karşılaştığımız güçlükleri görmezden gelip sorumluluğunu başkasına yükleyemeyiz. Elimizden gelini yapmaya devam edeceğiz. 

Her şeye rağmen evdeki varlıkları bizi mutlu ediyor. Dökülmüş tüylerine rağmen hala çok sevimliler. Artık o çekingenlikleri de kalmadı. Evi sahiplendiler. Annen ile olan bağları da kuvvetlendi. Hatta annen ne zaman koltuğa uzansa Einstein hiç vakit kaybetmeden gelip kucağına oturuyor. Kaç kere orada uyuya kaldı :) Annen de artık eskisi gibi değil. Alıştı. Kedilerin tek problemi şu an Ali Mert. Ali Mert geldiğinde kaçacak yer arıyorlar. Kuzenin kedi delisi. Özellikle Maviş'i çok seviyor. Ama sevme biçimini bizimkiler pek sevmedi. O geldiğinde ben bile evde bulamıyorum kedileri :)

Bir de yazıyı bitirirken aklıma geldi. Einstein'i aldığım teyze bu kediler benim evladım gibi. Eğer bakamazsanız, ilgilenemezseniz lütfen geri getirin demişti. İlk bir kaç günlük dönemde annenin tepkisi, iki kedinin sürekli kavga etmesi, veterinerin iki kedi bir birinden çabuk hastalık kapar demesi gibi nedenlerle acaba Einstein'ı geri versem Maviş'e mi baksak sadece diye düşündüm ama sen çok kızdın bana :) Kesinlikle olmaz. ikisi de kalacak dedin. O gün itiraz etmeseydin bugün tek kedimiz olurdu sanırım. Einstein evdeki varlığını sana borçlu özetle :)

Bir de kıssadan hisse babacım. Kediler bir sürü sorumlulukla birlikte geldiler. Bu sorumluluklar zaman ve emek istiyor. Ama şikayet etmiyorum çünkü seviyorum. Hayatın boyunca sevdiğin şeyleri yap. Ne kadar zor olsa da, yapmaktan vazgeçmezsin. İşini seçerken aklında bulunsun. 

İyi geldi yazmak. Bugün vaktim var. Bir iki yazı daha eklerim. Uzun zamandır boş bırakmıştım buraları. Öpüyorum tombik yanaklarından.    

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...