Ana içeriğe atla

Bir Messi Kolay Yetişmiyor.

 Bütün yaz mevsimini yedik bitirdik Doruk. Ben yine bloğa bir şey yazamadım. Yazı yazma karşılığında para kazanıyor olsaydım kovulmuştum şimdiye kadar. Yaz bitince lig de başladı. Ben futbola düşkün biriyim. Sen de ister istemez ucundan kıyısından ilgilendin doğal olarak. Ailece Galatasaraylıyız biz. Sen de futbolun ne demek olduğunu öğrendiğinden beri cimbomlusun. Bu aşağıdaki resim yine Feneri yendiğimiz bir maçtan. Bir istisna olmadı değil tabi. Altındaki resimde Galatasaray Manchester maçından :)
,
Her ne kadar anneannen ve dayın Fenerbahçeli olman için uğraşsa da seni o karanlık dehlizlerden kurtardım. Çok iyi bir Galatasaraylı oldun baban gibi. Annen oldum olası sevmezdi futbolu. Hala öyle. Aile kontenjanından Galatasaraylı o. Sen olaya hakimsin ama. Galatasaray'da en sevdiğin futbolcu kim dediğimde Barcelona diyorsun :) 

Seni maça da götürdüm. Birlikte Fiorentina ile yaptığımız hazırlık maçını izledik. Ama o zaman küçüktün sanırım çok ilgilini çekmedi. Bu aralar tekrar denemek lazım. Evde maç izlerken de çok ilgilenmiyorsun şimdilik. Bu sezonun sonlarına doğru havalar ısındıktan sonra bir maça gidelim beraber. 
Büyürken ilgilendiğin şeyler de değişiyor. Bu aralar en çok keyif aldığın şeyler bisiklete binmek ve top oynamak. Arkadaş grubun ve vakit geçirmekten keyif aldığın şeyler son bir yılda değişti. Ben de Doruk bebeklikten çocukluğa geçti diyorum annene. Bütün yaz işten geldikten sonra ya da hafta sonu mutlaka top sahasına gidip top oynadık seninle. Aslında bebekliğinden beri top oynamayı severdin ama bilindik anlamıyla futbola bu sene sardın. Yoksa evde salonun bir köşesi senin envai çeşit toplarınla dolu. Her gittiğimiz yerden bir top alıyorduk.

Mevcut iki tane top sahamız vardı şimdiye kadar. Birisi evimizin uzunca holü. Burada mutfak tarafı benim, oda tarafı senin çift kale maç ve şut çekmece oynuyoruz seninle. Yenilmeye tahammülün yok. Goldü gol değildi diye mutlaka her oyunda bir kere kavgamız oluyor. Kan ter içinde içinde kalıp yorulduğunda, hadi ara verelim biraz arabacılık oynayalım diyorsun. Bir sürü topunun içinde evde oynamaya müsait ses çıkarmayan yumuşak toplarımız da var tabi. Ama sen pek gürültüyü kafana takmıyorsun. 
Çok şükür dünya tatlısı alt komşularımız Meral teyze ve Mustafa Amca vardı. Adını anmışken iki satır da Mustafa amca'dan bahsedeyim. Çizgi film karakteri gibiydi Mustafa amca. Çok sevimli, konuşmayı seven, sevgi dolu bir insandı. Eşi Meral teyze de öyle. Allah ona ömür versin diyelim. Mustafa amca alt katın balkonunda seni her gördüğünde sana küçük cherry domateslerden verirdi. Hatta son yaz yetiştirmediği için gidip pazardan senin için küçük domateslerden almıştı. Seni torunları gibi sever her türlü haylazlığını ve gürültünü anlayışla karşılarlardı. Mustafa amcayı bu yaz biterken kaybettik. Acı çekmeden sevdikleri yanındayken göçtü aramızdan. Nur içinde yatsın. Sana söylemedik. 

 Diğer top sahamız ise sitenin futbol sahası. Özellikle bu yaz zamanımızın çoğu orada geçti. Senin bencilliğini atmana yardımcı olan yerdir kendileri. Babayla oynarken bütün goller senin, her pas sana atılıyor. Keyfin de yerindeydi haliyle. Ama arkadaşlarınla beraber maç yaparken, bana pas vermiyorlar diye çok ağlayıp oyundan çıktığın oldu. Baba olarak da maçta torpilim bir yere kadar işliyordu çünkü. İşin garibi topu aldığında da sen kimseye vermiyordun. Takım oyunu, paylaşma gibi şeyleri sana futbol yardımıyla öğretiyoruz şimdilerde.  

Bir dönem maç yapmak istemedin. Ben kaleye geçeyim sen şut çek saatlerce istiyordun. Çünkü bütün toplar senindi. Uzun süre gol yemezsem sinirleniyorsun :) Baktım yapabilirliğin arttıkça arkadaşlarınla birlikte oynama isteğin artıyor. Ben de bu yaz seni futbol okuluna yazdırmaya karar verdim. Hem futbolu tekniği ile öğren, hem takım oyunu ve spor disiplinini kavra diye 2-3 ay önce evimize yakın bir yerde Galatasaray'ın açtığı futbol okuluna gitmeye başladık. Daha yakında hatta yürüme mesafesinde Fenerbahçe'nin futbol okulu da vardı. Ama üste para vermiyorlardı :)

Üç aydır hafta sonlarımızı senin futbol okuluna göre planlıyoruz. Çok mutlusun orada. Cumartesi antrenman yapıyorsunuz. Pazar da maç günü. Senin gibi bıdıklardan oluşan bazen 20 kişileri bulan bir kurs bu. Çalım atmayı, topu durdurmayı, pas vermeyi öğreniyorsun. Şut çekme ile ilgili öğrenecek çok şeyin yok. Yıllardır en iyi yaptığın duran topu sertçe bana nişanlamak çünkü :)
Gol attığında çok mutlu oluyorsun. Yüzündeki o gururlu tablo, "yaptım, şimdi herkes bana bakıyor" edalarındaki kasıntı yürüyüşün ve yüzünün aldığı hali anlatamam izletmem lazım.
Maçtan sonra eve gidip banyo yapmamız lazım normalde ama sen futbola doyamadığın için eve giremeden sitedeki futbol sahasına gidiyoruz. Bir iki saatte orada maç, şut derken tüm hafta sonu top peşinde geçiyor. Bisiklet ilk aşkın olmasına rağmen top oynayacak biri varsa dönüp bisikletine bile bakmıyorsun. Seni daha önce de spor aktivitelerine göndermiştim. Karate, yüzme, jimnastik gibi sporları denemiş ama en sevdiğinden bile 3 ayda sıkılmıştın. Futbol'dan sıkılacak gibi görünmüyorsun şimdilik. Bu hafta sonu kurstan çıkınca bana "Baba futbol okulunu çok seviyorum. Sonsuza kadar gelelim tamam mı? " dedin :)
Antrenman yaptığınız sahada düştüğünüzde yaralanmayın diye çimlerin arasına serpilmiş lastik kırıntıları var. İlk derslerde dersi topu bırakıp onlarla uğraşıyordun. Önce güzelce avucunda toplayıp yağmur yağıyormuş gibi yapıp kafandan aşağı döküyordun. Saçlar, eller, yüzün, dizin yani açıkta kalan neresi varsa eve simsiyah geliyordun. Tam arap sabununa basmalık. Yavaş yavaş o oyunu bırakıp futbolla ilgilenmeye başladın. Seni anlayabiliyorum. Boş durmaya alışık değilsin. Yapın buna uygun değil. 20 kişilik bir aktivitede sıra sana gelene kadar sakince oturup beklemeni senden beklemiyorum zaten. Bu boş anlarda enerjini daha faydalı şeylere yönlendirmen lazım. 

Bir de sürekli kendini yere atıyorsun babacım. Her şey faul sana göre. Geçen hafta sırtına sertçe top geldi diye Ali Hoca'ya yaa faaul faaul diye bağırıyordun. Adam da anlamadı :)
Yere düşüp kıvranınca soğuk spreylerden sıkıyorlar ağrıyan yerine. Böyle televizyonda futbolculara yaptıkları gibi iyileştiriyorlar ya seni çok hoşuna gidiyor.

Arada su molalarına geliyorsunuz. Normalde su bulunduruyorum yanımda. Ama çocuğun birinde mavi renkli bir şişe gördün. O gün bugündür baba bana futbolcu içeceği al diyorsun. Çok enerji eksiğin varmış gibi powerade'i de içince iyice zapt edilmesi zor oluyorsun. Eti Cinim benim.

Bu top ve Galatasaray sevdası ile birlikte bir rutin gelişti. Galatasaray'ın her sezon çıkardığı 3 formadan en sevdiğimi sana alıp arkasına ismini ve yaşını yazdırıyorum. Param ve ömrüm yettiğince almaya da devam edeceğim. Sen kendi paranı kazanmaya başladığında da kendin alırsın. İleride çok güzel bir koleksiyon olur. Bu yaş grubu çocuklarda gördüğüm kadarıyla bir krampon hastalığı var. Sana da futbol kramponu aldım. biri çivili çim saha için olanlardan, bir tanede tırtıklı halı saha için olanlardan. Hatta bu tırtıkların adedine göre birbirinizle sidik yarıştırıyorsunuz. Onun çivisi fazla benimki yeni sezon v.s. diye sahanın ortasına çökmüş tabanları havada bağıra bağıra tartışan çocuklar gördüğümde hah tamam yine krampon mevzusu diyorum. Şu aralar Nike'ın çıkardığı alevli yanar dönerli turuncu bir krampon var. Onu sipariş ettiniz efendim. Sık sık soruyorsunuz. Müsaade et de mevcutlar biraz eskisin babacım.  Tam takım dizlikler kramponlar ve futbol formanla minik messi gibisin :) 

İleride profesyonel futbolcu ol diye göndermiyoruz seni oraya tabiki. Gitmekten mutlu olduğun sürece gidersin. Bence sana çok faydası oluyor. İleride basketbol ve eskrimi de denetmek gibi bir niyetim var sana. Kısmet bakalım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...