Ana içeriğe atla

2016


Bir yılı daha bitirdik adamım. Çok şükür birlikte ve sağlıklı. Birlikte bir çok şey yaşadık. Bir kısmını vakit buldukça buraya not ettim. Not edemediklerim parça parça resimlerle arşivimde, ve çok güvenemediğim belleğimde duruyor. Umarım gelecek yıl daha güzel anıları daha sık not edebilirim bloğuna.  

Birkaç gün sonra ben bunun gibi 40 tanesini, sen 8 tanesini harcamış olacaksın. Daha tüketilecek kaç tane kaldı bilmiyorum. En güzelleri son 7 tanesiydi sayende. Her anne baba benzer şeyler hisseder minik yavrucuğu için. Benim hislerim de farklı değil. Ama seni daha özel kılan şey tam olarak ihtiyacım olduğu anda ruhumdaki boşluğu doldurman, nefes alış verişlerimin, sabahları uyanmak zorunda oluşumun anlamını sorguladığım zamanlarda hayatıma girmen oldu. 

İnsan ömrünün yarısını sahip olmak istediği şeyler için durup dinlenmeden çalışıp çabalayarak, geri kalanını ise sahip olduklarını kaybetmekten korkarak geçiriyor. Böyle baktığında hayat boktan bir şey gibi görünüyor. 
Çocukluk ve gençlik yıllarım henüz bir şeye sahip olmadığım, her ihtimalin ufukta puslu ve genellikle de güzel göründüğü yıllardı. İnsan hayatının bu döneminde daha iyimser daha umutlu oluyor. Yaş alınca, özellikle bayır aşağı koşturan atlar gibi geçen otuzlu yılları geride bıraktığında, sen adına orta yaş bunalımı de, ben gizlendiği yerden yavaşça çıkan var oluş sancısı diyeyim, o umutlu iyimser halin, yıkılmasa da sallanmaya başlıyor. Günler birbirini tutmamaya başlıyor. Kendine, geçmişe ve kararlarına olan güvenine, geleceğe dair umutlarına, isteklerine, anlık ruh haline dair her şey, kırılgan bir buz parçasına dönüşüyor. İnişler ve çıkışlarla geçen, biraz geç de olsa kendimi tanımaya başladığım bir yıl oldu 2016. Nasıl anlatılır bilmiyorum.

Boşa geçen zaman diye bir şey var mı mesela? Geçmişe dönüp düşünmek yersiz mi ? Olan, olması gereken mi gerçekten ? Bugün bunları düşündüren, zaman zaman şikayet ettiğim geçmişteki Cem'in tercihleri mi ? Ya da tüm bunlar hakkında acz içindeyiz ve boşuna mı dert ediyorum. Öyle ya da böyle olup bitiyor mu her şey. Yüz yıllardır insanların düşünüp cevaplayamadığı bir paradoksa düştüm galiba :) Yaşla birlikte eskiden dert etmediğim böyle şeyleri daha sık düşünmeye başladım. Sanki uzun süren bir sarhoşluktan ayılmış gibiyim. Bu ayıklık hali sıkıcı ama aynı zamanda canlandırıcı. Sana neden bunlardan bahsediyorum ? Becerebildiğin kadar ayık kal diye. 

Kendine verebileceğin en güzel hediye, kendini tanımak güzel oğlum. Çok karmaşık canlılarız. Her güdümüzü tetikleyen bir şeyler var. Mutluluk kadar göreceli bir şeye ulaşmak için ömrünü harcıyor insan. Ama kalıplaşmış bir formülü yok. Fark et, farkında ol her zaman. Bize pompalanan mutluluk reçetelerine kanma. Bunun tek tarifi içinde. Dön içine bak, kendini dinle. Hayata çok anlam yükleme. Kimseden seni mutlu etmesini bekleme. Kimseden sana değer vermesini bekleme. Kimseden sana saygı göstermesini bekleme. Buna ihtiyacın yok. Sen değerlisin, teksin, mutlu olmayı hak ediyorsun. Kendi kendine yetmeyi, kendinle mutlu olmayı öğren. Başkalarının onayı, saygısı veya sevgisi için asla kendinden taviz verme. Çevrende akıp giden hayatın güzel yönlerine odaklan. Olumlu düşün. Azla yetinmeyi öğren, sahip olduklarını sev.

Evet anlatması kolay ama yapması zor şeyler biliyorum. Dene isterim sadece. Her anını farkında olarak yaşa isterim. Nehrin akıntısına kapılmış kuru bir yaprak gibi gideceğin yolu başkaları belirlemesin, sen hayal et ve belirle yolunu, dilediğin nehre düş isterim. Ne istediğini bilirsen, risk almak aptallık sayılmaz. Ne istediğini bilmeyen insanlar ne karar ne de risk alabilirler.  Sen ambalajından yeni çıkmış bir oyuncak değilsin. Seni sen yapan her şeyde, geçmişte kalan 8 yılda olduğu gibi bundan sonra da bizden parçalar olacak. Biz böyle yaşayabildik mi, yaşayabiliyor muyuz , ya da sana aktarabildik mi ki sana miras olsun bunlar. Zor tabi. Ama bir parça üzerinde düşünmeni sağlarsa bile güzel olur. 

Özetle koşturup durduğumuz şeylerin ne kadarı gerekli ve kendi istediğimiz şeyler. Hayatımızın ne kadarını gerçekten kendimiz için yaşıyoruz. Bu dayatılan düzenin çarklarında, sahip olduktan kısa süre sonra doyuma ulaştığımız ve artık eskisi kadar anlamlı olmayan onlarca meta için sahip olduğumuz en değerli şeyimizi, zamanımızı harcayarak öğütülüyoruz.

Başka türlü bir yaşam mümkün. Biraz ütopik görünse de yeterince cesur olanların başarabildiği başka bir yaşam var. Ben mevcut yaşam şeklimi değiştirmeye korkuyorum. Sahip olduğumu düşündüğüm şeyler bana sahip artık. Temelden yıkmak zor bu inşaatı. Ama sen daha binanı inşa etmeye başlamamışken başka bir mimari daha olabileceğini düşün istedim.

Hayatı anlamlandırmadan yaşamak zihnimizin kaldırabileceği bir yük değil adamım. Her durumda anlamı birinde, bir şeylerde ya da bir yerlerde arıyoruz. Aradığımızı bulduğumuzda, mutlu olup doya doya havayı içimize çekip güne gülücüklerle başlıyoruz. Hayatın anlamını aradığın yolculuğunda bakacağın yer kalbinin derinleri olsun adamım. Ne lüks bir yaşam, ne kariyer, ne parmaklarının karıncalanmasına neden olacak bir kadın ne de para. Bunlar seni mutlu eder etmesine ama sahip olana kadar. Her zaman senin olmayabilir, olsa da aynı tadı vermeyebilir. Koşulsuz bir huzur ve mutluluk için ne istediğini sor kendine. Geçip gitmeyecek, hep seninle kalacak olanı kovala. Başkalarını sevebilmek için kendini sev önce.   

Hem kendine, hem sevdiklerine karşı her zaman sadık ol. İnsanları kırmaktan korkma. Hayır demeyi bil. Cömert ol. Kendine zaman ayır, içinde yaşadığın evreni keşfet, oku, tecrübelere kulak ver, tecrübe et. Korkma yaşamaktan, yanılmaktan, hata yapmaktan.     

Herkes eşit doğar. İnsanlar ve içinde yaşadıkları çevre şekillendirir ham ruhları. Biz yapabildiğimiz kadar bir denge tutturmaya çalışıyoruz, elimizden geldiğince iyi yetiştirmeye çalışıyoruz seni. Ama kusurlu insanlarız özümüzde. Kusurlarımızı ne kadar istemesek de sana miras olarak aktarıyoruz. Bunları da fark et büyüdükçe. Mümkün olduğunca erken fark et ve düzeltmeye çalış. Çabalamak güzel. Geç kalınmış bir şey yok.

Herkes eşit doğar evet, ama seni özel kılan başka bir şey var. Sen kalbi iyilikle sarmalanmış bir çocuksun. Günler geçse de silinmeyen, bozulmayan bir vicdan ve iyilikle dolusun. Göz bebeklerine bakan birinin bunu görmemesi mümkün değil. Sen her anne babanın sahip olmak isteyeceği, benim her gece yanında uyurken varlığına şükrettiğim çocuksun. Hep iyi, sağlıklı ve huzurlu olmanı diliyorum. İstemeden seni kırdığım, yaraladığım her an için özür dilerim. Seni çok seviyorum. Mutlu yıllar adamım. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...