Ana içeriğe atla

Baba ile iş günü

Sömestre tatilini dört gözle bekledin babacım. Bir çırpıda da bitti. Tüm tatil boyunca birlikte olmayı istesem de çalıştığımız için teknik olarak bu mümkün değil. Elimizden geldiğince tatilde birlikte zaman geçirmeye çalıştık. Kayak yapmaya gittiğimiz 4 günlük kısa seyahat ve ailece tükettiğimiz iki hafta sonu dışında biz hep işte sen de anneanne ile evdeydin. Neden bu tatili iple çektiğini anlamakta zorlandım açıkçası. Çünkü seni evden çıkarmak mümkün değildi. Ben zamanı iyi değerlendirelim, seni eğlendirecek alternatifler bulayım dedim ama seni tatilde en mutlu eden şey evde oyuncaklarınla geçireceğin dolu dolu bir gün ve tembellikti. Sinema tiyatro lafını duymaya bile tahammülün yok. Bu hafta sonu Lego Movie geldi. Bir tek ona gitmeye ikna edebildik seni. E bari sitedeki diğer arkadaşlarınla buluşturalım seni, evde oyun oynayacaksan arkadaşlarınla oyna dedim. Ama bu girişimimde de başarılı olamadım. İşbirlikçilerimden konuyla ilgili yeterli desteği alamamın da etkisi oldu. 

Sadece tatilde değil, normalde de ev kuşusun sen. Okul zamanında da hafta sonu seni bir yerlere götürmek istediğimde ayak diriyorsun. O bilmiş yüz ifaden ile "tamam gidelim ama şimdi değil sonra" diyorsun. Genellikle sana sunduğum alternatiflerden keyif alıyorsun ama iş işten geçtikten sonra. Seni götürene kadar göbeğimiz çatlıyor. Evde oturalım akşama kadar araba yarışı oynayalım desem itiraz yok ama. Bazen şu Play Station işinin kontrolünü kaybetmeye başladım, kaldırayım diyorum. Ama en keyif aldığın şeyden de seni tamamen mahrum bırakmayı vicdanım kabul etmiyor. Oyun saatlerine bir sınır koyduk ama istikrar sıfır olduğu için ayar sürekli kaçıyor. Hafta içi 30 dk. hafta sonu 60 dk. sınırımız var aslında. 

Neyse konuyu dağıtmayayım. Bu sabahtan akşama kadar evde geçen tatil günlerin seni üzmese de beni üzdü.  Çarşamba günü, bari benimle işe gel değişiklik olur diye teklifte bulundum sana. Olur dedin akşam yatmadan. Olmaz dedin sabah ben çıkmadan :) Perşembe de aynı. Sabah kalkınca babanla aynı pisikolojiye bürünüyorsun sanırım. "Of ya sabah sabah kim gidecek işe" Bu arada okul zamanı sabah 8 de ayaklarından sürüklenerek yataktan zorla kaldırılan sen bütün tatil boyunca 7-8 arasında uyandın. Neden erken kalkıyorsun babacım dediğimde "tatil çok güzel baba kaçmasın diye erken kalkıyorum" dedin. :) Yerim seni. Neyse tatilin son günü ne olduysa ben teklif etmeden kalkıp ben de işe geliyorum dedin. Birazdan vazgeçersin zaten diye ciddiye almadım önerini ama baktım giyinmiş hazırlanıyorsun. Hemen moda girdik beraber. Vakitlice çıkıp evden işin yolunu tuttuk. Benim de son iki haftadır işler çok yoğun. O gün saat 10 da önemli bir toplantım var. Yolda bunları düşünüyorum. Nasıl geçecek gün bakalım.

Neyse şirkete önde ben arkada annesini takip eden ördek misali sen girince herkes gülümseyerek merhaba dedi. Seni ilk ağırlayan Aslı ablan oldu. Seninle çocuk olan birini görünce çok mutlu oldun. Hemen kaynaştınız. Yanımızda getirdiğimiz NERF tabancamız ve bir sürü mermi ile kurumsal bir şirketin yönetim katında bağır çağır ateşçilik oynuyordunuz. Ben de bu arada bir yandan sizi izliyor, bir yandan babacım yavaş, babacım bağırmadan, babacım yüzüne ateş etme diyerek geçici müdahalelerde bulunuyor, bir yandan da toplantıya hazırlanıyordum. Bütün gün Aslının adını ezberleyemedin. Morlu abla diyip durdun. Canan'la zaten tanışıyordun. Canan, Aslı ve Gülşen abla triosuna seni emanet edip saat 10 gibi toplantıya girdim. Toplantı başladığında kapıyı kapattım ve 12 gibi bitene kadar çıkmadım. Seni kontrol etmeye ihtiyaç duymadım çünkü fondan ciyaklamaların, kahkahaların duyuluyordu zaten :) Toplantı esnasında seni yemekhaneye götürüp tavuk yedirmişler. Bu arada Aslıdan bir mesaj geldi. Koşturmaktan terlediğin için sırılsıklam olan saçlarını Canan tokayla toplamış. Barbie ve Ken muamelesi yapmayın oğluma dedim :)

Toplantı bitti. Seninle vakit geçirmek için işe getirmiştim ama boş vakit yaratamadığım için görüşemez olmuştuk. Ben de öğlen yemek saatinde yakınımızdaki alışveriş merkezinin eğlence parkına götürmek istedim seni. Her şeye olduğu gibi ona da itiraz ettin. Neyse bir şekilde çıktık yola. Gittiğimizde dünya şehirleri sergisi olduğunu gördük. Normalde ilgini çekeceğini hiç düşünmezdim ama bütün maketlerin önünde resim çekmemi istedin. Çok hoşuna gitti. Sonra 1 saat kadar oyun parkına gittik. Her zamanki gibi kaç kere binersek binelim çarpışan otoya doyamadın. Saat geçtiği için dönmek zorunda kaldık. Sabah bir tabak, öğlen bir tabak tavuk yemene, arada sayısını bilmediğim abur cuburla beslenmene rağmen hamburger diye tutturdun. Hamburger sevmezsin normalde ama huyun suyun değişiyor zamanla. Üzerine ketçap dökelim yeter ki ayakkabı bile yersin ketçap hatırına. Neyse azıcık ketçaplı mayonezli hamburgerini de mideye atıp şirkete döndük.

Oradaki oyuncaklara doyamadığın için sıra şirkettekilere gelmişti. Forklift ve ekskavatörlere bindirdim seni. En çok mini ekskavatör hoşuna gitti. Uzunca bir süre oynadın onunla. İş makinası muamelesi yapmadın ama. Yarışıyordun onunla :) Baban forkliftçi olunca forklift kullanmakta farz oldu. Eski bir forklifti anahtarı üzerinde bulup bir iki tur attık onunla. 
İçeri döndüğümüzde babacım ben biraz işlerimi halledeyim sen de istersen çizgi film izle burada dedim. Ama en fazla 10 dakika dayanabildin. Taner sana bir futbol topu ayarladı. Alt katın ortası top sahası oldu sana. O gün iş akdimi fesh etmediler ya emekli oluruz buradan.

Canan'ın taktığı tokayı çıkarttırmadın bana. Hatta baba benim olsun mu dedin. Canan'dan istedin. Oğlum en sevdiğin rengin pembe olmasına alıştım ama bu toka işlerine falan girmeyelim ne dersin :)

Seni işe götürdüğüm için bende mutlu oldum. Cuma günüm sayende daha keyifli ve çabuk geçti. İşe neden gitmem gerektiğini, işte ne yaptığımı sorardın ve ben anlatırdım ya babacım. Kendi gözlerinle gördün işte. İş yerinde akşama kadar top oynuyor, çarpışan otoya biniyor ve nerf tabancalarıyla birbirimizi vuruyoruz :)) Toplantı ne demek onu da öğrendin ve sana göre can sıkıcı bir şeymiş. Bugün artık toplantı yapma dedin çünkü. Sabah yolda akşama kadar kalmayacağız değil mi erken dönelim derken akşam eve gidiyoruz babacım dediğimde söyleniyordun. Senin de günün nasıl geçtiğini anlamadığın keyifle çalışacağın bir işin olur ileride umarım. Havalar ısınsın tekrar yaparız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...