Ana içeriğe atla

Baba-Ogul Kampı

Uzun zamandır duyar ve heveslenirdim. Babalar ve oğullarının birlikte kampa gidip güzel bir hafta sonu geçirebileceği bir sürü organizasyona rastlıyordum. Ancak henüz hiç birine katılamamıştık çünkü yaş sınırı vardı. Genellikle 7-8 yaşından büyük çocukları kabul ediyorlardı. Ben de günün birinde tosbağamla biz de gideriz diye bu etkinliklerin web sayfalarını favorilerime eklemiş sabırla büyümeni bekliyordum. Seninle zaman geçirmeyi çok seviyorum. Hayatımı daha anlamlı bir hale getiriyor seninle zaman geçirmek ve senin için yeni bir şeyler yapmak. Mutlu oluyorum.  Zaman, para ve psikolojimiz izin verdikçe yeni bir şeyler denemeye çalışıyoruz. En kıymetli şey seninle geçirebildiğim zaman. Bazen yorduğu da oluyor tabi. Zaman zaman uyuz ve şımarık bir velet haline dönüşebiliyorsun :) Ya da benim günüm pek iyi geçmediyse tolere edebildiğim alan biraz daralmış olabiliyor. Ama istisnaları göz ardı edersek genellikle güzel zaman geçiriyoruz.

Bu baba-oğul etkinliğinde doğa içinde kamp yapmaya, yarışmaya, oyunlar oynamaya ve şehirden uzaklaşmaya gidiyorsun. Birlikte çadırda kalmak da eğlenceli olur diye düşünürdüm. Hatta bu kamp işini yaşın tutmadığı için organize edemediğimizden ben bir ara çadır alıp bir geceyi sitenin bahçesinde kuracağım çadırda geçirsek mi diye düşünmedim değil. Ama evden bu kadar az uzaklaşıp kamp provası yapmak çok akıllıca olmazdı :)

Geçen haftalarda Ersan amcan bir mesaj attı. Mayıs ayında baba-oğul kampı daveti gelmiş. "Siz de gelir misiniz?" dedi. Ben dünden razıydım. Yerine baktım Şiledeymiş. Bize yarım saatlik bir uzaklıkta deniz ve ormanın birleştiği bir yerde düzenlendiğini görünce daha çok mutlu oldum tabi. Biz de rezervasyonumuzu yaptırdık hemen. Sen kampa gidelim mi babacım dediğimde gidelim dedin tabi ama kamp hakkında pek fikrin yoktu. Her hafta sonu basket ve piyano derslerin var. 28 Mayıs haftası bu etkinliklerine bir ara verip kampa gidelim dedik. 

Hafta boyunca her gün yağmur yağdı neredeyse. Normalde yazın çoktan gelmiş ve bizim sıcaktan bunalmaya başlamamız gerekiyordu ama bir haftalık kötü hava geçişi tam da bizim kamp yapacağımız haftaya denk geldi. Hava durumunu kontrol ettiğimde neyse ki cumartesi ve pazar güneşli gösteriyordu. Cuma gecesi eve geldiğimde anneannen de bizdeydi. Biz seninle sabah kampa giderken annen ve anneannen de Tekirdağ'a gidecekti. Akşam annen bavulu hazırlamaya başlamıştı bile. Her zaman ki gibi 1 gece kalacağımız yer için 1 haftalık valiz hazırlıyordu. Ama bu kez karışmadım çünkü senin çamur içinde bir arazide kampa gidiyorsak bir bavul kıyafete ihtiyaç vardı gerçekten. Ben o kadar da endişlenmedim bu bir gecelik konaklamadan. Keyfimiz kaçarsa arabaya bine en geç 40 dakikada evimize gelirdik çünkü.  Mayolarımızı da aldık yanımıza. Eğer hava güzel olursa denize de gireriz diye düşündük. Sen ertesi günkü kamp için heyecanlanmaya başlamıştın bile. 


Sabah annen uyandırdı bizi. Ersan'lar başka bir arabayla yola çıkmıştı. Ben seni çok erken kaldırmak istememiştim. Sabah uykusuna çok düşkünsün malum. Babacım kampa gideceğiz kalkacak mısın dediğimde yataktan fırladın hemen. Hızlıca giyinip apar topar yola çıktık. Ben bu hızına şaşırıp kalıyorum. İşine gelince hem erken uyanıyor, hem de hızlı davranabiliyorsun.

Yol tahmin ettiğim gibi bir saatten az sürdü. Şile sahilde, ormanın kıyı ile buluştuğu bir yerde İstanbulKamp adında bir yerdi. Ağaçlar arasında tahta platformların üzerine kurulu çadırlar vardı. Çadır seçme işini sana bıraktım. Sen önce iki kişilik kamuflaj desenli çadırlarda kalmak istedin ama onlara sığmazdık babacım. 19 numaralı çadıra yerleştik. Ardından hemen kahvaltıya geçtik. Sen peynir zeytin yemediğin gibi peynir zeytin bulunan masaya bile oturmuyorsun. Doğru dürüst bir şey yediremedim sana. Hemen etrafı keşfetmeye koyuldun.  Tanıdık birilerini de gördük. Senin okulda 3B sınıfından 4-5 tane çocuk da babalarıyla oraya gelmişti. Onlarla kısa bir kaynaşmanın ardından Derin ablan'la birlikte kamp alanında bulunan köpekleri sevmeye başladınız. Derin köpek delisi. Sen pek haşır neşir olmayı sevmiyorsun kedi-köpekle. Daha çok uzak mesafe ilişkisi var aranızda. Bu kampta Derin sayesinde sen de köpeklerle arandaki mesafeyi azalttın biraz. Kahvaltı için konan salamları aşırıp köpekleri beslediniz.

Kahvaltıdan sonra orman yürüyüşüne çıktık birlikte. Senin parkuru bitirebileceğinden biraz şüpheliydim aslında. Yolda yoruldum diye mızmızlanmandan korktum ama 7-8 kilometrelik parkur boyunca hiç şikayet etmedin. Her zaman ki gibi bir sopa bulduk kendimize. Toprakla, çamurla böcekler ve yapraklarla oynadın bol bol. Arabada lazım olur diye taşıdığım bir isviçre çakısı vardı. Onu yanıma almıştım. En büyük eğlencen de o çakı oldu. Habire bir şeyler kesip durdun. Biraz tehlikeli bir oyuncak olduğu için gözüm üzerindeydi sürekli. Çok şükür bir tarafını kesmeden geri verdin gün sonunda. Parkur keyifli ve güzeldi. Orman içindeki bir patikadan karadenize açılan zigzaglı bir yol izledik. Yolda toprağın üzerinde gördüğün köpek ayak izlerine kimi çocuklar ayı izi, sen ise kaplan izi dedin :) Yol boyunca hepimize ikişer poşet dağıtıldı. Birisi yolda kozalak toplamak için diğeri çevreye atılan çöpleri toplamak içindi. Sen ilk torbayı kozalak yerine çok özel dediğin taşlarla doldurunca ilk poşet ikinci poşetin içine diğer çöplerin yanında yerini aldı doğal olarak. Yol denize doğru inerken bol bol manzara resmi çektik. Deniz kenarında biten bir yamaca geldiğimizde kumsala atılan çöpleri toplamak için sahile indik. Diğer tüm çocuklara babaları denize girmemeleri için yalvarıyordu. Ben ne istersen yapabileceğin bir hafta sonu planladığım ve senin suyla kumla oynamayı ne kadar sevdiğini bildiğim için kumsalda çöp toplamak amacıyla verilen 15 dakikalık molanın tamamını istediğin gibi geçirmene izin verdim. Yanımızda yedek kıyafet olmadığı için çok ıslatma kendini ne olur dedim sadece. Ayakkabılarla çoraplar çıkıp paçalar sıyrılınca doğrudan suya koştun tabi. Benim uyarılarımda pek bir işe yaramadı. 5 dakika sonra donuna kadar ıslatmıştın kendini. Dalgaların üzerinde hoplayıp durdun. Kumlarla oynadın. Bir süre sonra seni gören bir kaç çocuk daha sana katıldı. En çok eğlenen siz oldunuz. Kumsalı en son terk eden de tabi. Çöp toplamaya yardım edemediğimiz için en azından toplananları taşıyalım dedik. Bir çöp poşeti alıp yola kaldığımız yerden devam ettik. Bir saat kadar süren biraz yorucu ama keyifli bir yürüyüş oldu. 

Kamp alanına döndüğümüzde ilk iş eşyalarımızı yerleştirip sırıl sıklam olmuş kıyafetlerini değiştirdik. Yemek saatine kadar biraz dinlenme molası verildi. Yemek yiyip ardından oyunlar oynanacaktı. Ben eşyaları yerleştirip biraz soluklanırken sen de salıncaklarda sallandın, Ve diğer çocuklarla takıldın. Bu arada kamp alanının girişine koydukları ATV'lere ilk geldiğimiz andan beri kafayı takmıştın. Sürekli binicez dimi baba diyip duruyordun. Öğleden sonra söz babacım dediğimde biraz ikna olup 10 dakika sonra yine soruyordun. Yemekte sucuk ve köfte yedik. Neyse ki senin sevdiğin şeyler vardı da biraz karnını doyurabildin. Hızlı bir yemek faslının ardından salıncaklara gittin. Benim yemeği bitirmeme pek zaman tanımadan baba baba baba diye bağırınca yanına geldim. Beni salla dedin. Yeni bir şey keşfetmiştin. Salıncakta sallanırken kendini kuma atmak gibi adrenalini yüksek eğlenceli ama tehlikeli bir oyun.  Başta tedirgin oldum biraz ama seni uzun zamandır bu kadar eğlendiren bir şeye şahit olmamıştım. İnşallah başına bir iş gelmez diye içimden dua ederek seni sallamaya devam ettim. Çok şükür bir tarafını kırıp incitmeden bitti kamp. Bir tane tatsız anımız oldu ama son gün. Yine salıncaktan kuma atlayıp yanıma geldin. Baktım dirseğinde ıslak kum gibi bir şey var. Sileyim derken o berbat koku havaya yayıldı. Yazarken bile aklıma geliyor o koku ve midem kalkıyor :( Köpek muhtemelen kuma kaka yapıp üstünü kapamış sende dirsekle kuma düşerken sıyırıp koluna almışsın. Kusmamak için kendimi zor tutup böğüre böğüre lavabolara koştuk. Lavaboda sabunla 5 dakika keselendik resmen. :) Zaten o salıncaklardaki son oyunumuzdu. 

Yemekten sonra yapılan mendil kapmaca ve çuval yarışı gibi oyunlar hiç ilgini çekmedi. Bir kez mendil kapmaca oyununa katıldın, ardından senin gibi düşünen bir kaç çocukla top oynadınız. Saat 4 gibi ATV için kayıt yaptıracaktım. Bir tane minik ATV vardı. 4-5 tane de büyük olanından. Aslında senin aklından geçen küçük olanı tek başına kullanmak. Sana iki yaz önce aldığım akülü ATV'nin iki boy büyüğüydü. Kullanmayı bildiğin için kendine de güveniyordun. Ama sonra öğrendik ki çocuklar babaları ile bile binemiyorlarmış Yasakmış. Senin için büyük hayal kırıklığı oldu tabi. Tesis sorumlusu ile görüşüp oğlum bu ATV'leri kullanabilir ben ebeveneyni olarak tüm sorumluluğu alıyorum dediğimde benimle birlikte binmene izin verdiler.  Kendi başına kullanmana izin vermediler tabiki, zaten izin verselerdi bile ben istemezdin çünkü parkur bizim sitenin yürüyüş yolundan biraz daha zor olacaktı. Bize parkurda rehberlik edecek çocuk kasklarımızla birlikte beyaz ghostbuster kıyafeti gibi beyaz bir tulum getirdi. Bunu giyin abi üstünüz pislenmesin dedi. Kirlenmek güzeldir dedik giymedik tabi. Sen öne ben arkaya oturup yola koyulduk. Bütün yol boyunca ATV'yi sen kullandın. Çok eğlendin. Ben sadece tehlikeli yerlerde kolladım seni. Yarım saat boyunca ATV ile gezdik. Hiç bir çamurlu patikayı su birikintisini ıskalamadın. Çamura buladın ikimizi de. Annen iyi ki bir bavul kıyafet hazırlamış bize dedim andı o. Bu gezinin sana yetmediği her halinden belliydi. Bu yüzden iner inmez bir kez daha binmek için pazarlıklara başladın. Pazar günü aynı turu bir kez daha yaptık. Bu kez daha tecrübeli olduğun için sürerken de, hızlanırken de daha cüretkar oluşun gözümden kaçmadı. :)  

Kıyafetlerimizi değiştirmeye geldiğimizde tam bir akşam güneşi vardı. Hava esmiyordu. Deniz de uzaktan çarşaf gibi dümdüz görünüyordu. Hadi denize gidelim babacım hem çamurlardan kurtulur hem de biraz suda oynarız dedim. Hiç itiraz etmedin. Hemen giyinip sahile indik. Koca sahil sadece bize aitti sanki. Kimse yoktu. Su nispeten temizdi ancak soğuk olduğunu parmaklarımız suya değer değmez anladık. Ben acaba kumsalda takılıp dönsek mi diye yan çizmeye çalışıyordum ki sen bana su atmaya başladın. Baktım olacak gibi değil attım kendimi sulara. Senin gözün daha kara bu konuda. Hemen ardımdan sen de suya daldın. Ama gerçekten çok soğuktu su. Bir kaç dakika sürdü alışmamız. Suda ve kumda oynadık biraz. Güneş batmak üzereyken ayrıldık kumsaldan. Senin pek yorulmuş gibi bir halin yoktu ama benim artık pil bitmeye başlamıştı. Akşam yemeğinden sonra kamp ateşi yakma çalışmaları başladı. Büyükçe bir ateş yakmaya çalışıyorlar ama tahtaları bir türlü tutuşturamıyorlardı. Bütün çocuklar kamp ateşinin yakılacağı alanın etrafına toplanmış ateşin yanacağı anı dört gözle bekliyordu. Sen de bayılıyorsun ateşle oynamaya. O yüzden  evi yakma diye kibrit ve çakmaktan uzak tutmaya çalışıyorum seni :)  Ateş bir türlü yakılamayınca tesis sorumlularından birisi bir bardak benzini yeni yeni tutuşmaya çalışan tahtaların üzerine döktü. Alevler bir kaç metre yükselince bütün çocuklar sevinçten çığlık atmaya başladı. Bir daha, bir daha diye adama tezahürat yaptınız. O da çocukları kırmadı ve ateş adam akıllı yanana kadar defalarca bardak bardak benzin döktü. Alev tutuşup bizimle birlikte o an kampta olan izci çocuklar şarkı söylemeye başlayınca seni yine sıkıntı bastı :) Biraz top oynadık o arada. Ardından yürüyüşte topladığımız kozalakları sırayla ateşe attık. Bir adam gitarıyla ateş başında şarkılar söylemeye başladı. Günün yorgunluğunu iyiden iyiye hissetmeye başladığımız için tahmin ettiğimizden erken bir saatte uyku için hazırlık yapmaya başladık. Çadırımız 3 kişilikti. Gerine gerine yatarız diye 3 kişilik bir çadır seçmiştik. Sağ olsun annen üşümeyelim diye bize yorgan ve yedek yastık vermişti. Seninle ilk kez çadırda uyuyacağımız için ben de çok heyecanlıydım. Sıkıca giyinip seni yorganlara sardım önce. Çünkü gecenin soğuk olacağı belliydi. Hava kararmıştı ve zayıf bir ışıklandırma vardı. Ama arka planda o kadar çok gürültü vardı ki nasıl uyuyacağız böyle biz diye düşünmeye başladım. Ayrıca çadırın zemini de hiç rahat değildi. Ama o kadar yorulmuşuz ki birkaç dakika sonra sen horuldamaya başladın. Ardından da ben. Neyse şöyle deliksiz bir uyku çekelim de dinlenelim dedim ama pek mümkün olmadı. Gece üşüme diye refleks olarak uyanıp ara ara seni kontrol ettim. Ama sen köy horozu gibi sabah 6:30'ta ötmeye başladın. Oğlum yat nereye kalkıyorsun sabah 6:30 saat dediğimde hayır baba saat 10:00 kalk dedin. 5 dakika sonra ayaktaydık. Kahvaltı için saat 10:00'u beklememiz lazımdı. Açlıktan karnımız guruldamadan gidip köyden poğaca meyve suyu aldım. Biraz açlığımızı giderip oyalandık. Ben hala uyuyordum. Sen bu arada dün iyice kaynaştığın arkadaşlarınla takılmaya başladın. Pek benim yanımda durmadın. Ta ki ATV işi aklına düşene kadar. Biz de ikinci kez ATV turu yaptık.  Akşama kadar takılırız kamp yerinde diye planlamıştım ama bizimle birlikte gelen herkes öğleden önce kamptan ayrılınca neyse biz de denize gireriz diye düşünmüştüm. Ama denize de giremedik babacım. Hava çok esiyordu. Hasta etmeyeyim seni dedim. Hava rüzgarlı olunca uçurtmamızı uçurduk. Uçurmak çok kolay oldu. O uçarken aşağıdan izlemek çok eğlenceli olmadığı için fazla sürmedi uçurtma macerası.  Neyse bari basket antrenmanına yetişelim diye 1 gibi biz de eşyalarımızı alıp kamptan ayrıldık. Dönüşte bir gözleme molası verdik tabi. 

Nasıl geçti, eğlendin mi acaba merak ettiğim için sık sık sana soruyordum. Baba niye sürekli bunu sorup duruyorsun güzel işte dedin. Bence de güzel geçmişti. Umarım tekrar yapabiliriz. En kıymetli anılarım seninle olanlar. Seni çok seviyorum. İyi varsın. Mutlu ol, iyi ol her zaman.    




















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...