Ana içeriğe atla

2016 YAZI

Günaydın adamım. Serin bir Ağustos sabahı bugün. Dün gece anneannen gelip aldı seni. Yaz tatillerinin rutinlerinden birisi bu da. Bakıcımız okul zamanı hafta içi beş gün gelip seni karşılıyor ve biz geldikten sonra evine gidiyor. Kış döneminde ki bu yarım günlük mesaisi okullar tatil olduktan sonra haftanın 3 günü tam güne döne dönüşüyor, anlaşmamız böyle. Bu sayede biz daha fazla maaş ödemek zorunda kalmıyoruz. Zaten ödesek bile onun da başka işleri var bütün hafta tam gün gelemiyor. Hal böyleyken ikimizde çalıştığımız için, hiç hoşuma gitmese de haftanın iki günü dayınların evinde kalıyorsun. Salı ve Perşembe günler seninle anneannen ilgileniyor. 
İlk başlarda gece yine birlikte kalalım diye seni akşam dayınlara götürmek yerine sabah işe gitmeden önce oraya bırakmayı denedim. Ama bu sabah erken uyanmalar sana eziyet oluyordu. Çocukluğumda sabah uykusunun ne kadar tarif edilmez bir keyif olduğunu hatırladığımdan kıyamıyorum sana. Ayrıca anneannene çok düşkünsün. Ben bu ayrılıkları kalp kıran zorunluluklar gibi görsem de senin için anneanne tatil köyüne mutlu bir ziyaret anlamını taşıyor. Çocukluğunun büyük bir bölümünde seni o büyüttü. İşlerimiz bizi senden tüm gün ayırdığı için anneannenle geçirdiğin zaman bizden fazladır. Onu çok seviyorsun. O da sana bayılıyor. Tüm anneanneler gibi torununun bir dediğini iki etmeyen bir nine o. Onunlayken tüm sorumluluk ve yasaklardan uzak bir masalda gibi hissettiğinden eminim. 
Dayınların sitesi de bir çocuk için ideal olanlardan. İçeride oyun alanları, havuz bisiklet parkuru, basket ve futbol sahaları var. Güvenli bir yer. Yaşıtın bir sürü çocuk var. Onlarla zaman geçiriyorsun. Ali Mert var. Sana bayılıyor. Seni dayınlara bıraktığım bazı akşamlarda uyumamışsa kapıda bizi gördüğünde kelebek olup kanat çırpacak sanıyorum. Gözlerinin içi gülüyor. Seni akşamları almaya geldiğimde ise gideceğini anladıysa ağlıyor. Ama onun bu düşkünlüğü tek taraflı şimdilik. Görünen o ki sen bu ilgiye pek karşılık vermiyorsun. Anneanneni paylaşmak zorunda olmaktan mı, yoksa yaşına uygun bir arkadaş olmadığından mı bilmiyorum. Ama yine de onun sana bu sınırsız sevgisine karşı kayıtsız kaldığını da söyleyemem. Bir abi gibi koruyucu ve yönlendirici davranıyorsun bazen. 
Orada olmanın güzel yanlarından birisi de ipad ve playstation'a ulaşım kolaylığı. Çikolataya, Popeye's in acılı kanatlarına ve tabi Burger King'in büyük seçim menülerine. Bunların hepsi asıl evinde dilediğin zaman dilediğin kadar sahip olabileceğin şeyler değil. Ama anneanne, biz her ne kadar bu isteklerine karşı kontrollü bir tavır sergilemesini istesek de haftada iki gün gördüğü tatlı torununu kırmamak için ipleri her zaman gevşek tutuyor.
Bazı akşamlar anneannen geç sayılmayacak bir saatte bize gelip istersen Doruk'u alayım dediğinde ben biraz daha birlikte takılabilmek için " sen git ben getiririm anne bir kaç saat sonra" dediğim halde, seni bir an önce gitmek için can atar halde görünce kalbim biraz kırılmıyor değil. 

Dün akşam da böyleydi. Hafta sonu birlikte geçirdiğimiz zaman sana yetmiş olmalı ki pazar akşamı anneannemi özledim demeye başladın. Ertesi gün bakıcın gelecekti ama sen teklif etsem daha pazar akşamından dayınlara gitmeye niyetliydin. Neyse dedim o kadar da değil :) Dün yani pazartesi akşamı bu kez anneannen geldi seni almaya. Akşama doğru iyice sabırsızlanmış, "anneannemi arayacağım ne zaman gelecek" demeye başladın. Bu çocuk bizden sıkılıyor mu diye düşünüyorum bazen :) Normalde ben bırakıyorum seni dayınlara. Ama bisikletini götürmek istediğin için diğer arabaya ihtiyacımız vardı. Benim arabaya sığmıyor yeni bisikletin. 
Bisikletini değiştirdik bu yaz. Eski bisikletin sana biraz küçük geliyordu ama bu yazı da idare eder diye düşünüyorduk. Sitede diğer tüm arkadaşların salgın gibi yeni bisiklet alıp yolda bir birlerine hava atınca senin bisikleti yenilemek için bir sonraki yazı beklememeye karar verdim. Beğendiğin modeli sen Bulgaristan'da tatildeyken alıp sana sürpriz yaptım. 

Akşam 9 gibi geldi anneannen. Ben bisikletini arabaya yerleştirirken sen de eşyalarını toparlayıp giyiniyordun. Son bir saati annenle yatakta güreşerek geçirdiğin için ter içinde kalmıştın. Sonra hep birlikte seni uğurlamak için aşağıya indik. Bakıcın bir gerekçe gösterip Çarşamba da müsade istemiş. Yani Salı-Çarşamba-Perşembe yoksun. Duyunca iyice canım sıkıldı. Arabaya binip gitmek üzereyken sırayla annene ve bana sarılıp öptün bizi. Bu çok sık yaptığın bir şey değil. Gönlümü almak ister gibi sevgiyle baktın yüzüme sanki.  Sonuçta dünyanın öbür ucuna gitmiyorsun. Ne zaman istersem arabayla 10 dakika mesafedeki oğlumun yanına gidebilirdim ama yine de evimizin ve hayatımın o sensiz kısmını hiç sevmiyorum. Başka şeylerle dolduramadığım bir boşluk öylece duruyor sen bir yerlere gidince. Tek tesellim oradayken iyi vakit geçiriyor olman. 

Neyse bu rutinimizi girizgah yaparken anlatmış oldum böylece. Bu sabah arabada işe gelirken bir şeyler karalamak istedim günlüğüne. Ne hakkında yazayım diye düşünürken bir konu hakkında olmasın, her şeyden biraz bahsedeyim ona diye karar verdim. Uzun ve başı sonu belli olmayan bir yazı olabilir o yüzden. 

Yaz tatilimiz senin uzunca bir süre (neredeyse 1 ay) İstanbul dışında kaldığın basket kampı-deniz tatili ve Bulgaristan tatili dizisinden sonra rutinine girdi bu yıl. Aslında bu yılın rutini diye anlatacağım döngü son yirmi günün hikayesi. Hafta içi bordrolu köleler olarak olarak işe gidiyoruz annenle. Bize kalan sadece hafta sonlarımız. Olabildiğince tadını çıkarmaya gayret ediyoruz biz de.

Okulda bir sürü şey öğreniyorsun diye biliyoruz. Ama ne kadar öğreniyorsun ve ne seviyedesin bilmiyoruz. Bu konuda endişeleniyoruz çünkü iyi bir temel eğitim almazsan ilerleyen yıllarda da bunun sıkıntısını yaşarsın diye korkuyoruz. Başarısızlık hissine kapılmanı ve pes etmeni istemiyoruz. Senden dereceler, birincilikler beklediğimiz yok. Okulda ve evde mutlu ol, sorumluluklarını öğren ve iyi bir eğitim al yeter. Biz öğretmen olmadığımız için neyi ne kadar öğrendin tespit edemiyoruz. Öğretmenin her şey yolunda diyor ancak ödevlerini kontrol ederken işlerin çok da iyi gitmediğini görüyordum bazen. 

Tatil ilk başladığında yaz tatilini nasıl değerlendireceğimiz ile ilgili kafamda bir takım planlar vardı aslına bakarsan. Bunlardan birisi de o yıl okulda öğrendiklerini yaz boyunca ufak ufak tekrar etmekti. Hatta gidip sana ikinci sınıf konularını tekrar eden testler almıştım bol bol. Her gün 20-30 soru çözsen yeter diye düşünmüştüm. Tamam tatil adı üstünde tatildi. Ama içimde daha yüksek sesle konuşan başka bir ses derslerin konusunda daha otoriter ve buyurucu bir yaklaşım sergilememi söylüyordu. En sevmediğin şeylerden biri kitap okumak ve ders çalışmak. Bu doğandan gelen bir tavır mı yoksa bizim yaklaşımlarımızın bir sonucumu bilmiyorum. Bazen her şey sen zorlanmadan kolayca olsun, yoluna girsin istersin ama olmaz ve mutlaka acı çekmen ve bedel ödemen gerektiğini hissedersin ya , sorumlu bir anne babanın görevlerinden olan "çocuğuna ders çalıştırmak, kitap okutmak" gibi işler de bizim için eziyet olmuştu. O kadar isteksiz ve zoraki yapıyordun ki en sakin halimle, sonuna kadar sabredeceğime söz vererek oturduğum çalışma masandan çoğunlukla öfkeyle ve kavga ederek kalkıyordum. Aklıma gelen her şeyi deniyordum ama sonuç hiç değişmiyordu. Bir kere bu kitap okuma ve test çözme işinin bir görev yapılması gereken bir zorunluluk olduğuna ikna etmiştin kendini. Her halinden bundan zevk almadığın belliydi. Uzun konuşmalar yapıyordum. Sorumluluklar hakkında, gelecek hakkında, iş bölümü hakkında, yapmak istediklerimiz ve yapmak zorunda olduğumuz şeyler konusunda... Her gün, bir işe yarayacağını umut ederek konuşmaya, seni bu işe gönüllü bir ortak yapmaya çalıştım. Pek işe yaramadı Doruk. Bir süre sonra yoruldum. Artık ikna etmekten vazgeçip seni bunları yapmaya zorlamayı denedim. Kavgalarımız bitmek bilmiyordu. Yasaklar başladı. Başlarda işe yarıyor gibiydi. Bir süre sonra çikolata için, ipad için, tv izlemek için ya da istediğin her hangi bir şeyi yaptırmak için zorla da olsa o istemediğin görevleri yerine getirmeye başlamıştın. 

Sana rüşvet de veriyordum. Kaç soru çözersen o kadar dakika ipad oynayabiliyordun. Mesela yaz başında 2000 soru çözersen sana bisiklet alacağımı söylemiştim. İşe yarıyor olduğuna sevinmeye bile başlamıştım. Sonra araya bu bir aylık tatiliniz girdi. Siz yokken zamanı doldurmak için bir kitap okudum anne-babalık hakkında. Seninle ilişkimizin bu deneme/yanılmalar neticesinde geldiği son durumun kötürümlüğü ve doğru bildiğim diğer tüm yanlışlar hakkında. İşe yaradığını sandığım, seni terbiye ettiğini düşündüğüm şeylerin aslında her şeyi daha da berbat ettiğini anladım. Bol bol düşündüm yokluğunda. Değiştirmem gereken şey bendim. Okurken, düşünürken geçmişte yaptığım hatalar canımı yaktı. Geçmişi değiştiremeyecek olmanın çaresizliği, hataları geç de olsa fark etmenin pişmanlığı, bir an önce ilişkimizi iyileştirmek isteyişimin sabırsızlığı ile bekledim dönmenizi ve daha doğru olduğu şüpheli ama daha yanlış olmadığı kesin yeni bir tavır geliştirmeye karar verdim. 

Benim babam benimle bir baba olmanın ne demek olduğu ile ilgili konuşmuş muydu hatırlamıyorum. Konuşsaydı da o zaman anlar mıydım emin değilim. Ben yine de buraya not edeyim. Okuduğunda bir şey ifade eder mi sana bilmiyorum. Yaşamadan anlamak mümkün değil bence. Ama insan izleyeceği patikayı bilirse en azından kendine en uygun seçmekte daha az zorlanır sanki. Biz anne baba olduğumuzda nasıl bir yol izleyeceğimizi bilmiyorduk. İyi anne baba diye bir şey yok oğlum. İyi insanlar var. Ve iyi insanlar iyi anne babalar olabiliyor. Anne-babalarımız, çocukluğumuz, arkadaşlarımız, tecrübelerimiz, hayatın kendisi, bizi biz yapan. Belçikalıların bayıldığım bir lafı var tecrübe ile ilgili. "Tecrübe tarak gibidir, hayat ancak kel olduğunda onu sana verir" diye. Sonu olmayan bir şekilde öğrenmeye devam ediyoruz. Senin için iyi bir ebeveyn olmakla ilgili kafa yordukça kendimi tanımaya başladım. İlişkimizi sorguladıkça davranışlarımın kökenlerini, düşüncelerimin sebeplerini daha iyi görmeye başladım. Kendime içimden bakabilmeye başladım. Sanki yeni birini tanıyormuş gibi heyecan vericiydi. Aynı zamanda derin bir pişmanlık hissettim. Farkında olmadan harcadığım zamanlara üzüldüm. Çok "keşke" dedim. Bir kısmı bilseydim değiştirebileceklerim, bir kısmı ise elimden gelmeyen yaşanmışlıklarım için. 

Okudukça, ters giden şeyler hakkında düşündükçe anladım babalığın iyi bir formülü olmadığını. Kısır hedefler, anlık görevler, manasız koşturmacalar. Bunlardan daha önemli olan aramızdaki sevgi ve bağ. Hiçbir şey ne kariyer, ne akademik başarı, ne para, ne de sosyal görevler, bundan daha önemli değildi. 

Neleri dert ederdim biliyor musun ? Konu sadece ders çalışmak değildi. Tuvaletin sifonunu çekmeyi unutman, yatmadan önce biz zorlamadan dişlerini fırçalamaman, eşyalarını sağda solda unutup kaybetmen, yemeğini saçıp dökmeden düzgünce yiyememen, eşyalarını dağıttıktan sonra toplamaman, argo bir dil kullanman, yalan söylemen.... Liste uzar gider. Senden hep bir şeyler istiyorduk. Bazen yaşına uygun, bazen yaşından büyük beklentilerdi. Kimi haklı, kimi haksız taleplerdi. Ben hep sonuçlarla ilgilenmiş, sebepleri dert etmemiştim. Asıl konuyu ıskalamışım.  Ama geç de olsa fark ettiğim için mutluyum. Sadece varlığının beni mutlu ettiğini unutmuyorum artık. Sevgim her koşuldan bağımsız, sonsuz ve sınırsız. Daha fazla farkında olup, benliğimdeki yaralarla birlikte, ilişkimizde ters giden şeyleri de iyileştirebileceğimi biliyorum artık. Bu değişim kolay olmayacak. Sorun ben isem, ki büyük oranda öyle olduğu da açık, bu 40 yaşında bir adamı değiştirmek demek. Ama istekli ve farkında olan biri için çok zor olmayacağını umuyorum.

Ne yazmak isterken konu nereye geldi. Bu blog sana günlük, bana ise hatıra defteri ve terapist gibi. Çok rahatladım yazınca.  

Aylar sonra gelen edit : Bunu yazıp öylece taslaklara kaydetmiştim. Üzerinden iki aya yakın zaman geçmiş. Okuyunca bazı yerlerini değiştirip toparladım. İki ayda bile insanın düşünceleri değişebiliyor. Anlık doğrular varsa da, mutlak doğruların olmadığının ispatı gibi. 

Yavaş ama hedefimden sapmadan bazı şeyleri yoluna koymaya başladım babacım. Eskisi gibi kavga etmiyoruz. Aramız daha da iyi. Her şey güllük gülistanlık değil ama çok dert değil. Bize kimse dikensiz gül bahçesi vaat etmedi değil mi ?

Seni çok seviyorum. 
Cem 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...