Ana içeriğe atla

Ege kumsalında bir temmuz hikayesi

Normalde bu tatil hikayesinin, Eylül'ün ilk haftası Belek kumsalında geçmesi gerekiyordu. Kendimizi bildik bileli annenle tatile ya Haziran'da ya da Eylül'de gideriz. Hem sıcaktan kavrulmayız, hem sezon saçmalığı yüzünden fahiş fiyatlar ödemeyiz, hem de okullar tatil olmadığından kalabalık ve curcuna olmazdı. Şimdiye kadar da bu tercihimiz bizi hiç yanıltmadı aslında. Bu yıl içinde geçtiğimiz yıl gibi erken rezervasyon ile Eylül ayına Belek tatilimiz için planlamamızı yapmıştık. Anneannen bu kez gelmemeye karar vermişti. Sen ben annen üçümüz Eylül'de Beleğe gidecektik. Çünkü annenin iş arkadaşı Hatice teyzen minik bir kız bebek dünyaya getirdiğinden izinliydi ve annen Eylül'den önce izne çıkamıyordu. Neyse uzun lafın kısası yaz uzun, sıcak ve bunaltıcı olunca, annen de bir şekilde izin konusunu halledip Cem tatile gidelim deyince Temmuz'un ortasında tatil planlamaya başladık.

Ersan ve Ebru ile Kıbrıs'a gitmekti niyetimiz. Sen de kankan Derin ile bol bol zaman geçirebilecektin. Ama Kıbrıs hem süre olarak hem de bütçe açısından bize uymayınca alternatif olarak geçtiğimiz yıllarda gidip kumsalına, denizine, yemeklerine bayıldığımız Özdere'deki Paloma Club Sultana karar verdik. Temmuz'da daha güney bir yere gitmek hem senin hem bizim geri kalan hayatımıza ıstakoz olarak devam etmemize neden olabilirdi. Tam tatil için rezervasyonu yaptıracağımız gün, bahtsız ve bir o kadar çocuksuz arkadaşlarımız Uygar ve Berna da tatil arifesinde olduklarını söylediklerine tatil programına iki çift bir bebek olarak devam ettik. Her zaman plansız programsız daha iyi eğlenebilineceğine inanırım :))

Neyse uzun girizgahın ardından asıl merak uyandıran "Seninle anneannenin sınırsız back up hizmetlerinden mahrum kalarak geçireceğimiz bir haftalık tatilin ne derece tatil olabileceği" sorusu üzerine planlamalara geçtik. Geçtiğimiz yıl henüz çok küçükken gitmiştin tatile. Yürümeye başlamamıştın. Tek derdin süt ve uyku olduğundan, üstüne bir de anneannen bizimle olduğundan bir önceki tatilimizde sorumluluğun ağırlığını hissetmemiştik. Ama bu kez öyle olmayacağından emin olduğumuz için kendimizi ona göre hazırlamaya çalıştık. Kendi adıma tatile gittiğimizi düşünmemeye çalıştım :)))

Bütün tatillerde bavullarımızı annen hazırlar. Tatil için yola çıkmamıza bir hafta kala o başlar bavulları dökmeye, listelerden alınacakları alıp üstünü çizmeye. Ben bu kadar strese girsem tatile gidemem. Genelde son gece alacaklarımı alıp atarım bavula. İki normal insan olarak, bir haftalık tatile annenin gardırobunun yarısını alması sebebiyle ufak çaplı bir sülaleye yetecek kadar bavulla çıktığımızdan bu kez bavulları arabaya nasıl sığdırırız diye kara kara düşünmeye başlamıştım bile. Çoğu senin eşyandı çünkü. Oyuncakların, bezlerin, elbiselerin, mama kapların, biberonların. Neyse ki Cuma akşamı geç saatlerde tüm hazırlıklarımızı bitirmiştik. Etrafında olup biten bu hareketlilikten hemen sonra süper eğlenceli bir hafta geçirdin ya. Artık her bavul topladığımızda heyecanlanacakmısın acaba. Reflekslerin o kadar da şartlanmamıştır herhalde :)

Planımız her araba ile çıkılan yolculukta olduğu gibi sabaha karşı gün ağarmadan hemen önce yola çıkıp, öğleye doğru varışa ulaşmaktı. Bu kez yapamadık. Uyuya kalıp yola geç çıkınca, yolda vapur trafiğine, oradan Yalova civarında yol çalışmasına, ardından trafik kazasına ve yine yol çalışmasına, sonra yine yol çalışmasına derken, keyifli, molalı, şarkılı türkülü olacağını düşündüğümüz kara yolu ile tatil yolculuğu eziyete döndü. Oniki gibi otelde olmayı planlarken saat beşbuçukta zor attık Özdere'ye kendimizi. Yolculuğun avunulacak tek tarafı kazasız belasız varmış olmak ve senin yol boyunca akıllı,uslu ve problemsiz bir bebek olmandı.

Otele akşam saatlerinde giriş yapabildik. Eskiden kaldığımız yere çok yakın bir oda verdiler bize. Bebekli aile olduğumuz için kumsala, restorana, havuza, resepsiyona yakın düz ayak bir yer olsun istedim. Gerçi günler geçtikçe bu dediklerimin hepsini bizim odanın içine bile yapsalar, yerinde durmayan bir bebekle pek de bir faydası olmadığını anladım :)) Otel yerli turistin çok az olduğu, ağırlıklı Fransızların kaldığı bir otel. Ama hizmet kalitesi butik otel kalitesindeydi. En azından bir önceki tatilimizde öyleydi. Hem oteli büyütmüşler, hem de kaliteyi bozmuşlar. Daha da kötüsü bebekli bir aile için gereğinden fazla engebeli bir araziye kurulduğu için çok fazla merdiven inip çıkmak zorunda kaldık. Nereye gidersen git en az 50-60 merdiven tırmanıyorduk. Planlamayı ihmal ettiğimiz bir konuydu ders oldu. Hem de çok gecikmeden ilk gün aldık dersimizi !!

Odaya girip eşyaları hızlıca döktükten sonra ilk günün yorgunluğu denizde atalım diyerek kumsala indik. Bu yaz annenle Kumbağ'da denize gitmiştin. Bu yüzden deniz ve dalgalara alışmakta sorun yaşamadın :) Bir de üstüne bayıldığın kumlarda gelince keyfine diyecek yoktu tosbağam. Oyun parkında bütün yaz kumlarla gönlünce oynama izin vermemiştik belki ama bu kez sana hiç müdahale etmedik. Kendini kuma buladın saatlerce. Arada yedin de.

Hava, kum, denizin berraklığı ve sıcaklığı, senin bıcır bıcır neşeli halin... Yolun yorgunluğu gidip tatilin ve birlikte olmanın keyfi doldu içimize. Öylece gittik odamıza. Üstümüzü değiştirip yemeğe çıkacaktık. Hazırlanıp kapıda anneni beklerken anahtarı almak için elini bıraktığım iki saniyelik arada odanın iki adet minik merdiveninden o bastı bacak halinle kendi başına inmek isterken düşüşünü an be an gördüm. Kanım çekildi. Yüz üstü kötü düştün çünkü. Hemen içeri alıp soyulan burnunu temizledik. Çok ağladın. Sonra oteldeki doktora gidip burnuna pansuman yaptırdık. Daha birinci gün hadise ile başladı tatil. Geri kalan haftada bir saniye bile yalnız bırakmadık seni ama bir iki kez daha saksıyı kıracak düşüş performansları sergiledin. Bebekler düşe kalka büyür derler. Tamam düş arada ama böyle düşmesen fındığım. Bir hafta tuzlu suya gir çık kurumadı yara. Keyfini de kaçırdı zaman zaman. Çok kızdık kendimize.
Tatilimiz basit bir rutin içinde geçti aslında. Anneannenin bir yılda oturttuğu düzenini bozmamak için evimizdeki programa uygun geçirmeye çalıştık tatilimizi. Ben de bu rutine göre anlatayım farkında olduğun ilk tatilimizi. Sabah uyanış ve kahvaltı. Ardından deniz ve kumsalda oyunlar. Sonra ailece öğle uykusu ve genelde yetişemediğimiz öğle yemeği yerine iki hamburgerle geçiştirilen ikindi öğünleri. Ardından yine deniz ve kumsal. Akşam yemeği ve biraz gezintinin ardından e bebeğim eeee eeee eeee. Şimdi yazdığım paragrafı okuyunca ne sıkıcı bir tatil özeti oldu dedim. Ne kadarını sana anlatabilirim bilmem ama geçirdiğim en güzel yaz tatiliydi. Seninle insanın sıkılmaya vakti olmuyor çünkü :)

Baban havuzcu, annen denizci tosunum. Bu ince detayı belirteyim öncelikle. Her ne kadar gençliğimde lisanslı yüzücü olsam da, göbeği-baldırı salmadan önce en az solungaçlılar kadar iyi yüzmüşlüğüm olsa da, benim mekanım havuzdur. Denize de girerim ama ayaklarım yere değecek ve bastığım yeri göreceğim. Yosun ve kaya da olmasın mümkünse. Bu yüzden çoğu deniz bana uymaz ve genelde "deniz pek temiz değilmiş" diyerek havuza giderim :) Annen ise Jacques Cousteou'nun soyundan geliyormuş gibi denize aldırmadan yüzer. Onda öyle bir fobi yok ama bir gün piranalar ve köpek balıkları saldırırsa, yada ahtapotlar ayağına dolanırsa ben yardım etmem. Edemem yani :)) Sinan dayında dalgıçlık kurslarına başladı. O daha beter bence. Müreni var, lotusu var, zehirli deniz anası var. Neyse işte bende de deniz fobisi var.


Otelin en güzel tarafı deniziydi belki. Pırıl pırıl bir su. Yavaş yavaş derinleşiyor. Dibi olduğu gibi kum. Bu yüzden tatilin tamamını kumsalda ve denizde geçirdik. Gelmeden önce seni nasıl eğlendirebiliriz, nelerle oynarsın bilemediğimiz için aklımıza gelen her şeyi aldık yanımıza. Şişme bot, simit, su topu, kolluk, kale için kovalar, kürekler, normal toplar, plastik oyuncaklar. Sen ne yaptın peki. Çıplak ellerinle kumları mıncıkladın, boş plastik bira bardakları ile kum fırlattın, başkalarının kovalarını ve toplarını aldın, kumsalda kale yapan fransız veletlerin kalelerine saldırdın, plajda oturup kumla oynayan küçük bir kızın kafasına kum fırlattın. Özellikle bir sürü topumuz varken, başkasının topunun sana neden daha cazip geldiğini hala anlayamıyoruz. Elin oğlu laftan da anlamıyor ki oynasın biraz vericez ulan, yemedik topunu diyelim. Sen bu konuda sorun çıkaran bir bebek değilsin.Bizim oyuncaklarımız kumsalda genel kullanıma açıktı ama sen başka bir bebeğin oyuncağıyla ilgilendiğinde, annesi-babası öğrenememiş ki paylaşmayı, çocuğuna ne diyelim dediğimiz ailelerde oldu. Her ne kadar keşfetmen için seni olabildiğince özgür bırakmak istesek de bazen sınırlarını ve yaşadığın ortamın kurallarını öğrenmen için hayır demenin, hayırın anlamını öğretmenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Ağlamayı iş yaptırma şekli olarak kullanmıyorsun belki ama, zaman zaman hayır dememiz gereken isteklerin yerine gelmediği için epey zorluk çıkarıyorsun.


Güneş çok kavurmadığı için kremlere boca etmedik seni. Zaten sitede havuza gire çıka biraz bronzlaşmıştın. Tatil dönüşü iyice apaçi gibi oldun. Bazı yabancıların bebekleri çizgisiz kağıt gibi. Garibim ana-babalar pantolon tişörtle denize sokmak zorunda kalıyorlardı bebeleri. Sen baba tarafından kara marsık gibi olduğun için öyle bir derdimiz olmadı pek. İlk kez bir tatil boyunca sırtım 10 dakika şezlong yüzü görmedi desem yeridir. Genelde annen sen ve ben kumlarla oynuyorduk. O yüzden sürekli sırtım yanmış. Bir tarafı az pişmiş pirzola gibi döndük tatilden. Güneş ısıttıkça da simitinle denize girdik. İçinde bir paşavari oturuşun vardı ki evlere şenlik. Tarife gerek yok yukarıdaki gibi. Simit adı gibi can simidi. Onun içinde iken keyfin çok yerindeydi. Kucakta iken yada deniz dalgalı iken geriliyordun. Tek sıkıntımız yüzüne su gelmesi. Ciddi bir fobi geliştirdin oğlum. Çenenden üstü su ile temas ettiğinde panik halinde ne yapacağını şaşırıyorsun. Denizde isen ağlamalar ve kucağa saldırmalar, kıyıda isen kumsala doğru arkana bakmadan koşmalar, banyoda ise bir yerin kesiliyormuş gibi hıçkıra hıçkıra ağlamalar. İşi o kadar abarttın ki, denizden odaya gelip seni banyo kapısına doğru götürdüğümde ağlamaya başlıyordun. :) Bir süre ne yapacağımızı bilemedik. Oyun oynamak ve dikkatini dağıtmak ile geçen uzun bir süre huzursuzluğunu engellemeyince, sancılı ama daha kısa sürede banyo işini çözdük. :)) Kusura bakma can kuşum yapacak bir şey yok. Ne yazık ki bu fobini yenmek için biraz zaman lazım ve o zamanı tatilde yaratamadık. Evde banyo yaparken alıştırma denemeleri için bol zamanımız var.

Yemek işi yine en sıkıntılı konulardan biri. Öncelikle löp löp et oldun ve ne kadar yersen ye "Ah evladım aç kaldı yine" diyen bir annen var. İkincisi sen gezerken, arkandan dolaşa dolaşa sana yemek yedirerek şımartan anneannen var. Hal böyle olunca yemek saatleri koşturmaca ile geçti. Bir mama sandalyeleri vardı. Tasarım harikası :) Sıkılınca içinde ayağa kalkıp gidebiliyordun. 2-3 dakika sonra hem etrafındaki hareketlilik ilgini çektiğinden hem de sıkıldığından kalkıp gitmek istiyordun. İzin vermezsek yediklerinin yarısı yerde yarısı masada. Zaten çatalla yemek kurcalayıp anne babayı beslemek favori işimiz bu aralar. Annen yeterince yediğine ve doyduğuna kanaat getirdiğinde seni mama sandalyesinden çıkarınca koşarak merdivenlere gidiyordun. Garip bir merdiven saplantın var babacım. İn çık, in çık. Asker ettin bizi başında :) Asansör kurcalamayı da öğrendin. Düğmeye basıp gelmediğinde çığlık atmayı da.

Yanlış hatırlamıyorsam eğer sadece bir kez havuza girmek için otelin yeni yapılan bölümüne gittik. Orada küçük bir lunapark vardı. Biraz oynadın ama o tip şeyler pek ilgini çekmiyor galiba. Kaydıraklı bebek havuzunda oynadık yine. Ama bence en güzeli büyüklerin kaydığı kaydıraklardan birlikte kaymamızdı. Seni göbeğime oturttum. Süper konforlu mekandır bak bu ara iyice yumuşadı :) İlk denememizde kaba et ve topuk freni ile suya düşmeden yumuşak iniş yapsak da ikinci denememizde frenlerim tutmadı ve ikimizde 1-2 saniye suya daldık. :)


Berna ve Uygar bebekleri olmamasına rağmen çok iyi idare ettiler senli tatili. Bir teşekkürde onlara. Hiç sıkılmadık. Umarım onlarda eğlenmiştir.

Güzeldi her şey. Her şeyden çok da sen güzeldin. Artık adam oluyorsun ya babacım, artık tepki veriyorsun ve bir karaktere bürünüyorsun ya, çat pat konuşmaya çalışıyorsun ya, nazın, kaprisin, sevgi gösterin, sinir krizin, uykulu halin, yeni uyanmış halin, mahcup ve şaşkın hallerin.... Sayarak bitmeyecek. Her halin birbirinden güzel. Seninle zaman geçirmek artık eskisinden de daha güzel .

Eylül'de baban izin alabilirse bir kısa tatil maceramız daha olacak. Doya doya çıkaralım yazın tadını değil mi ?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...