Ana içeriğe atla

Flash Forward

Bir devam filminin önceki bölümleri gibi geride kalan hatıralarım. Doruk'tan sonrası için, önceki serilerin özetini çıkarmaya çalışacağım. Tabi ki filmin tamamını izlemenin yerini tutmayacak. Ama fikir verecek umarım.

Geçmişe dönüp tüm yaşadıklarımı bloğa dökmek istedim. Resimlerimize göz atarken, 1996'da başlayan ve minik kurabiyemizin aramıza katıldığı 2009 Şubat ayına kadar geçen sürede o kadar çok şey yaşamışız ki, içinden hangilerini seçip buraya aktaracağıma karar veremedim.  Eninde sonunda yazamadığım bir çok hatıraya haksızlık edecektim. Vazgeçtim....

Tanıştığımızda ikimizde öğrenciydik. Suzan'ın da desteği ile okulu bitirdim dersem yalan olmaz. Sayısını hatırlamadığım kadar bütünlemeye kaldığım dersim vardı. Onun ders notları ve beni eve kilitleyip ders çalışmaya zorlayan sadist tutumu olmasa okulu bitirmem ne kadar zamanımı alırdı bilmiyorum.

Okul bittiğinde ben askerlik yerine iş hayatına atılmaya karar verdim. Okurken de çalıştığım için geçiş çok zor olmadı zaten. O zamanlar Avcılarda oturduğumuz eve de çok yakın olan Vestel'de, 1999 yılındaki büyük 19 Ağustos depremine kadar çalıştım. Bu arada Suzan Pepsi'de işe başlamıştı. Artık para kazanıyorduk. Öğrenciliğimiz dolar desteleri içinde geçmediği için bu dönemin tadını çıkardık. Bir lira biriktirdiğimizi sanmıyorum :) Gelecekle ilgili hiç plan yapmadık. Ta ki depreme kadar.

Askerliğimi yapmaya ve güvenli olmadığını anladığımız Avcılar'dan taşınmaya kadar verdik. Suzan'ın öğrencilik yıllarında oturduğu ve bayıldığımız Ortaköy'de, 2 oda 1 salon, sobalı, 30 yıllık bir apartmanın 2nci katını tuttuk. Ve ben askere gitmek için başvurumu yaptım.

Çok korktuğum askerlik maceram korktuğum kadar kötü başladı. Acemi birliğim Isparta Dağ Komando Okuluydu. 15 günlük bir dönemin ardından refüze oldum. Tuzla piyade okulunda devam eden acemiliğim, 4 ay sonunda çektiğim şanslı kura ile beni 1 yıl kalacağım Kandıra'daki usta birliğime gönderdi. Her hafta sonunu iple çektik birbirimizi görmek için. Kandıra İstanbul'a yakın olduğu için, mümkün olan her hafta sonu görüştük. 3 yıllık taze sayılabilecek bir ilişkide, 16 ay sevdiği adamı bekledi güzel prensesim.  

Döndüğümde bugün hala çalıştığım Çukurova'da işe başladım. Suzan önce Pepsi, ardından Tamek'te bir süre çalıştıktan sonra, hala çalışmakta olduğu Mey içkiye transfer oldu. Ama iş ve kariyer ikimiz içinde hiç bir zaman amaç olmadı. 

2003 yılını geride bırakmaya başlamıştık ki artık bir değişiklik yapsak mı dedik. Belki başta umursamadığım ama sonraları içimde ukte kalan bir eksikle başladı evlilik hikayemiz. O işteydi. Ben de. Daha önce laf arasında konuştuğumuz şeyi artık yapalım istedim. Aradım.

-Temmuz gibi evlenelim. 
-Olur
-Tamam ben nikah dairesini arayıp nedir şartlar öğreneyim.
-Tamam. Hangi tarihler uygun. Ne istiyorlar öğrenip beni ara konuşalım.
...............................................................................................................
-19 Temmuz olur mu ?
-Olur.
:))))

Güzel bir evlilik teklifini herkesten çok hakediyordu benim birtanem. Ama biz evliliği çok önemsemiyorduk sanırım. Ama şimdi dönsem geriye, hala evlilik kurumuna inanmasam da bu kez güzel bir evlilik teklifi yapardım. .

Yıl 2005 olmuştu. İkimiz birbirimize yettiğimizi düşünüyorduk. Aileyi büyütmek ve o ağır sorumluluğun üstümüze yıkılması çok da cazip gelmiyordu bana.  Suzan çok daha istekliydi. Denemeye karar verdik. Geç bile kalmışız. Arada yaşadığımız, belkide yaşamamız gerektiği için başımızdan geçen keyifsiz şeyleri, unutmak için yazmıyorum. 

Bundan sonraki kayıtlar; bize, sen daha önce neredeydin dedirten küçük insanımızla ilgili anılarımızdan oluşacak. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Einstein ile Maviş

Babacım günaydın. Bugün 9 Mart Cuma. Yorgun ve sıfır enerjiyle başladım güne. Şirkette manasızca otururken sana bir şeyler yazmak istedim. Sabah sen de biraz keyifsizdin. Dün akşamdan başlayan suratsızlığın sabah da devam etti. Çok yemek seçiyorsun. Daha doğrusu buna artık yemek seçmek denmez. Hamburger, pizza, makarna ve köfte. Menünde sadece bunlar var. Dün isyan edip, bunlar dışında evde hazır bulunan 3-4 çeşit yemekten hiçbirini yemedin. Açlıktan enerjin düşmüş ve sinirliydin ama yine de yemek yemedin. Sen bilirsin dedim. Sabah kalkınca sana tost yaptım, yanına da sıcak bir bardak süt. Kesin saldıracak yemeğe dedim ama hiç beklediğim gibi olmadı. Tosttan isteksiz bir iki ısırık ve yarım bardak süt. Sonunda inadın kırılıp bir şeyler yiyeceksin elbet. Her gün sana hamburger pizza yediremem oğlum. Ben de üzülüyorum ama bu işe bir müdahale etmemiz gerekiyor artık. Son tartıldığında 44 kilo olmuştun. Yaşına göre kilolusun ve   sürekli  şekerli, hamurlu şeyler yiyorsun. Abur ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...