Ana içeriğe atla

Yuva



8 ayını doldurmak üzeresin minik meleğim. Kıpır kıpır, yerinde durmayan bir bebeksin. Yeni yeni emeklemeye çalışıyorsun. Henüz ileri gitmeyi başaramasan da geri geri epey hızlı yol aldığını söyleyebilirim. Ayakların koltukların altına sıkışana kadar tabi :) Bir kaç ay sonra yürümeye başlayacaksın. Koşmak, oynamak isteyeceksin. Dört gözle bekliyoruz. Bilmediğimiz bir dilde şarkılar söylüyorsun. Herkese gülücükler atıyorsun. Eski haline bayılıyorduk ya şimdiki halinin yanında çirkin ördek yavrusu gibiymiş eski halin. Gittikçe sevimli, ısırılası, mıncıklanası birşey oldun. 

Bugün günceli paylaşacağım seninle. Biraz dolambaçlı yollardan. Nasıl anlatacağımı tasarlamadım. Olağan akışına bırakayım en iyisi. Bir soru ile başlayalım. Otomobil nedir ?

Otomobil, temelde bir yerden başka bir yere gitmemizi sağlayan motorlu, 4 tekerlekli bir araçtır. En temel tanımı böyle yapılır. Ama insanlar için bunun diğer açılımları söz konusu. Bir otomobilin varsa daha konforlusuna takılır gözün, ya da daha güvenlisine, daha güçlüsüne, daha hızlısına. Adım adım, temel ihtiyacın ötesini ararız hep. 

Bunun benzerlerini aynı mantıkla türetebiliriz. Ev, televizyon, telefon, bilgisayar, giyisi, saat v.s... Bu liste uzadıkça uzar.  Bunların ortak bir noktası var. Herbirinin en alt ve üst seçenekleri arasında temel ihtiyaçları karşılama yönünden farklılıklar olmasada, sosyal statü, tüketim egosu, sahip olma dürtüleri, kibir, maddi refah gibi etkiler insanı hep bir üst seçeneğe geçmeye iter.  Sen hayatımıza girmeden önce bizim içinde durum farklı değildi.  Ama içlerinde birinin bizim için diğerlerinden çok farklı olduğunu bilmeni istedim. "Ev"

Her ev değil ama yuva olan evler. Yuva sevdiklerinle bir arada olduğun 4 duvar arasıdır. Sevdiklerin yanında olduğunda nasıl olduğu nerede olduğu umurunda olmaz. Olmamalı da. Sen hayatımıza girdiğinden beri bu ev bizim için başka güzel. Ama kaşıntı tuttu bizi bu aralar.

Bu evi kıt kanaat biriktirdiğimiz üç kuruş para ve 5 yıl sevgili bankamıza ödediğimiz kredi taksitleri ile aldık. Geçtiğimiz haftaya kadar da tekrar o borç sarmalına girmeyi, kredi stresi yaşamayı düşünmüyorduk bile. Son 10 yılımız sürekli kredi ödemekle geçti çünkü.  Belki ilerde sana güvence olması amacıyla küçük bir daire için kredi çekebiliriz diye düşünürdüm hep. 

Ama oturduğumuz siteye bebekli bir ailenin gözü ile baştan baktım. O bize herşeyi ile yeten siteden nasıl soğuduğumu bilemezsin.  Artık başka türlü bir hayatımız olsun istedim. Bahçesi olan bize özel bir yerimiz olsun istedim. Çimlerin üzerinde yuvarlanabileceğimiz bir yer olsun istedim. Annenin hiç izin vermediği köpeğimizi almak ve onu seninle birlikte büyütmek istedim. Hafta sonu bahçede kahvaltı yapmak, ardından hamakta sana sarılıp uyumak istedim. Dört duvar arasına tıkılıp kalma, sosyal imkanları olan, havası temiz, gürültüden uzak bir ortamda büyü istedim. Çok detaylı ama küçük perdeler halinde hayal ettim istediğim hayatı. Bize özel müstakil bir hayat istedim. 


Hayali bile o kadar güzeldi ki tekrar borca girme-kredi çekme motivasyonum birden yerine geldi. Hemen araştırmaya başladım. Bir kaç engelimiz var önümüzde.  En önemlisi paramız yok ve borcumuz hala çok :) İkincisi hayalini kurduğum bu müstakil hayatı Çekmeköyde yaşamak için ömür boyu borç ödemek zorundayız. Şehir merkezinden uzaklarda bu standartları daha makul rakamlara bulabiliyoruz ama İstanbul'da ulaşım kabus olduğundan ömrümüz yollarda geçecek. Çevredeki eğitim kurumlarını da araştırmamız gerek. Bir çok alternatif buluyorum ama bir yerlerden ciddi tavizler vermek zorundayız. Bu günlerde annenle alternatifleri değerlendirdik bol bol.  

40 katır mı 40 satır mı noktasına gelip, şimdilik bu işten vazgeçtik. 

Şimdilik...

Tarihten Gelen Not : Yazıyı yazalı 4 yıl olmuş. Bugün 19.11.2013 Evi alamadık babacım. Hala aynı evde oturuyoruz. Bundan sonra da zor alırız. Çekmeköy'de bu resimdekinin yanından bile geçemeyecek bir eve 1 milyon dolar fiyat biçiyorlar. O para olsa da eve vermem zaten. Belki GreenCard çıkar Amerikada 350.000 dolara resimdekinin aynısından alabiliyoruz. Oraya gideriz. Annen bu yıl da başvurdu Green Karta.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...