Ana içeriğe atla

Dişneyland


Yeniden merhaba miniğim. Bu kez sana, "iyi yaptık bak bunu" diyebileceğimiz bir şeyden bahsedeceğim. Deden 57 yaşında ağzında sağlam diş kalmadı  neredeyse. Geçen ay bütün dişlerini elden geçirtti. Yarı damak kullanıyor artık. Baban 35 yaşında 6-7 dolgu bir iki diş çekimi ile ilk dalgayı atlattı. Annen ise çok seneler önce dolgu denen gerçekle tanışmıştı bile. Örneklerden de gördüğün üzere diş konusunda çok iyi bir genetik mirasa sahip değilsin ne yazık ki. Ama biz en azından bu konuda zamanında tedbir almayı düşünebildik.


Sen erken diş çıkaran bir bebektin. İlk dişini 2009'un Ağustos başında görmüştük. Yukarıdaki resimde sen olay mahalini gösteriyorsun. 5.5 aylıkken çıkmış yani. Normalde çocuklarda daha geç çıkıyormuş tabi. Bir de genel bir kanı var erken çıkan diş erken düşer. 11-12 yaşlarında hepsi değişecek ya ağzındaki dişlerin. Sen alt iki tanesini de 4 yaşında düşürdün mesela bu da erken sayılıyor.

Ailece dişten çektiğimiz için biricik oğlumuzun dişlerine iyi bakalım dedik. Hatta geç bile kaldık. 2 yaşında seni diş kontrollerine götürmeye karar verdik. Bu iş hijyen işi. Çocuk psikolojisinden anlamak gerekiyor. Öyle Hint dişçisi gibi sokak üstü iki pense, yarım şişe ispirtoyla olmuyor. Neyse ki annen bu konuyu araştırmaya başlamış ve bize iyi bir çocuk dişçisi bulmuştu. Bağdat Caddesi üzerinde Dentgroup Kids diye konsept sahibi, şirin mi şirin, sadece çocuklara özel, tombul faturaları olan bir yerdi. Bu yerleri harita ile birlikte veriyorum. Belki merak eder gidersin. Belki de çocuklarını götürürsün. 


Bir şikayetin olmamasına rağmen kontrol amaçlı ilk randevumuzu aldık ve gittik. Binanın 3ncü katındaki kliniğe girer girmez bir karşılama bankosu solunda ve sağında da iki muayenehane vardı. Bekleme esnasında çocuklar sıkılmasın diye bir oyun köşesi yapmışlardı. Sen oyun hamurundan kalıplarla diş yapıyor oyuncağın dişlerini dolduruyordun. Onu da düşünmüşler :) 





Neşve Hanımdı Doktorunun adı. Güler yüzlü, ilgili, çocuktan anlayan bir diş hekimi olduğu her halinden belliydi. İkiniz rahat iletişim kurunca, bizim de içimiz rahat etmişti. Muayenehanesi öyle klasik korku filmlerinden çıkmış gibi görünen sıradan bir yer değil. Odalardan birinde dinozor şeklinde bir dişçi koltuğu, tavanda bir LCD TV, etrafta sıcak renkler ve resimler vardı. İlk izlenimin fena değildi seninde. Önce koltuğa oturuyordun. Sonra o dönem favorilerinden olan Arabalar 2 filmini TV'de açıyorlar, sende 3 boyutlu gözlüğünü takıp onu izlerken işi şipşak bitiriyorlardı. 


İlk randevumuzda genel durumla ilgili bilgi verdi doktorun. Bir iki dişte yüzeysel izler olsa da genel durum iyiymiş. Ama koruma amaçlı bir iki müdahale için bizi tekrar çağırdı. Daha sonraki ziyaretlerimizde doktorun bir iki dişine dolgu yapması gerekti. Ağzına uyuşturmak için sıktıkları fısfıs, dişini temizlemeye yarayan vınnn diye dönem o küçük alet, ağzındaki suyu tahliye eden o küçük boru, her ne kadar uyuşturulmuş olsa da ağzının içinde hissettiğin garip his vs. derken ortam senin kaldırabileceğinden daha stresli bir hal aldı ve bir süre sonra seni diş doktoruna götürmek bir file bungee jumping yaptırmaktan daha zor olmaya başladı. Bir iki randevumuzda da hiç bir şey yaptıramadan terk-i diyar ettik. Annenin canı çok sıkılıyordu bu duruma. Ama ısrar, tatlı dil, rüşvet v.s. işe yaramamıştı. 

Dişlerinle ilgili ağrıdan ve şikayetten dolayı bir müdahale bu güne kadar hiç söz konusu olmadı. Biz de bu iş travmaya dönmesin diye diş randevularımıza bir süre ara verelim dedik. Kendi ruh sağlığımız için bu daha hayırlıydı çünkü. Diller döküp, güzel güzel anlatıp ikna olduğuna kanaat getirdikten sonra berbat bir trafikte kalk dişçiye git. Araba park etmesi ayrı dert. Gir dişçiye bir de orada bekle. Sonra içeri gir 3-4 kişi taklalar atsın seni muayene etmek için. Ve tüm bu kargaşanın ardından hiç bir şey yapamadan eve dön :) O yüzden 5-6 ay bir daha dişçine gitmedik. 

Eylül 2013'te senin alt iki kesici dişin sallanmaya başlamıştı. Bizim eskiden dişlerimiz sallandığında bir ucunu dişimize bir ucunu da kapı koluna bağlayarak işi kapıyı sertçe kapıyı kapatarak çözdüğümüz olmuştur. Ama sen dişlerine dokundurmuyordun hiç. Sürekli dilinle oynayıp durmaya devam ettin. Her geçen gün daha fazla sallanmaya başladı. Süt dişlerin doğal olarak yerini yeni dişlere terk ediyordu. Bu senin tam 4.5 yaşına denk gelmişti. Erken diş çıkaran bir çocuk olarak erken diş döküyordun. Ama hem uzun zamandır genel diş kontrolünü yaptırmadığımızdan, hem de annen yeni çıkan dişlerin yamuk çıkmaması için doktora danışma isteğinden dolayı tekrar bir randevu almaya karar verdik.  Annenin işte olduğu bir gün beraber gittik dişçiye seninle. Yolda hazırlık konuşmaları oldu tabiki. Ama o son 6 ayda sen büyümüşsün sanki. Oturdun koltuğa mekanın rutinini bilen bar müşterisi rahatlığıyla filmini seçtin. (Yine arabalar 2 tabi) Hatta oyuncağını bile muayeneden önce seçtin. Dişçide her uslu oturuştan sonra doktorunun oyuncak çekmecesinden bir oyuncak alıyordun. Son seçtiğin ise üzerinde gülücük işareti olan bir sarı topun bulunduğu tükenmez kalemdi. Düğmesine basınca tepesindeki topu fırlatıyordu. 

Neyse kontrolümüz iyi geçti. Bir iki dişine koruma yaptırdık sadece. Son 1.5 yıldır yaptığımız kontroller sayesinde hiç diş problemi yaşamamıştın. Sevindik. Ayrıca sallanan dişlerini de kontrol ettirdik. Hiç bir problem yoktu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra eve geldiğimde sallanan dişlerinden biri hala ağzında ama diğeri artık diş kutundaydı. Annene söylediğine göre arkadaşın ağzına vurup dişini çıkarmıştı. Uzun süre gülmüştüm duyduğumda. Diğerini de 1-2 hafta sonra ben çektim ellerimle. Zaten pamuk ipliğine bağlı gibi sallanıyordu ağzında. Minik bir peçete ile tutup çıkardım yerinden. O kadar cesurdun ki gurur duydum seninle. Aslan parçam benim. 

İşte sallanan ve sonunda düşen iki minik kesici dişin.

Sana diş fırçalamayı sevdirmeye de çalıştık sürekli. Her sabah düzenli beceremesek te her gece yatmadan fırçalamayı alışkanlık haline getirmiştin. Bir de gün içerisinde yemeklerden sonra zaman zaman fırçalıyordun. Çocuklar için üretilen alengirli diş fırçaların vardı. Pepee'li fırçan, ışıklı Batman fırçan ve sana Amerika'dan getirttiğim titreşimli Philips diş fırçan var şu an. Değişe değişe kullanıyorsun. Bir süre iphone'da ki diş fırçası uygulaması ile oyalıyorduk seni dişlerini fırçalarken. Her seferinde değişik uygulama karakterleri 2 dakikalık müzik eşliğinde seninle birlikte diş fırçalıyordu. Her şeyden olduğu gibi ondan da sıkıldın bir süre sonra. Okulda aldığın pratikler de diş fırçalama motivasyonunu çok etkilememişti. 




Şimdilerde en büyük problemimiz diş fırçalarken oyun oynaman ve oyalanman. O kadar uzun sürüyor ki bu diş fırçalama işi deli ediyorsun bizi. Ya dilini fırçalıyorsun, ya suyu açık bırakıp laklaka dalıyorsun, ya da ağzını çalkalarken etrafa su püskürtüyorsun. Henüz düzgünce lavaboya gidip işini güzelce halledip çıktığına şahit olmadık. Bu gece ipad'e yeni bir uygulama yükledim. Önce atın dişlerini sonra kendininkileri fırçaladın. Böyle eğlenceler bulmasak dişlerini fırçalamaya motivasyonun sıfır neredeyse. Nasıl olmuş ? Atın dişleri daha beyaz değil mi ? Sana düzgün fırçala demiştim :)




Birde sen dişlerini fırçaladıktan sonra dişlerinin beyazlığından gözlerimin kamaştığı ve doğrudan dişlerine bakamadığım gibi bir oyun uydurdum. O çok eğlendiriyor seni. Fırçaladıktan sonra dişlerini selektör yapar gibi gözüme gözüme tutuyorsun bende ahhh gözlerim diyorum. Kikir kikir sonrası. O kadar uzun süre bu şaklabanlığa devam etmem gerekiyor ki bazen sonunda artık parlaklığı geçti demek zorunda kalıyorum :)

Ayrıca doktorun diş ipi önerdi. Yakında onu da kullanmamız gerekecekmiş. Bu aşağıdaki de dişlerinin dün gece çektiğim son hali :) Yeni dişlerin de inci gibi ve düzgün çıkıyor. 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...