Ana içeriğe atla

İlk Karşılaşma

Bu notları tutmak için geç kalmışım belli ki. Hamileliğin öncesi ve sonrasıyla 15 aylık bir zamanı, birkaç nota sığdırmak tahmin ettiğimden de zor oluyor. İlk aklıma geldiğinde bu işe başlasaydım daha iyi olurdu belki. En azından bir yerlere not almalıymışım. Doğuma kadar birbirimizle, doğum sonrası Doruk'la o kadar meşguldük ki bir günlük tutmaya ya da herhangi bir hobiye ayıracak zaman ne yazık ki hiç olmadı.

Son yazıda kaldığım yer hamileliğin sekizinci ayıydı. Evde hazırlıklar tamamlanmış, sona yaklaşan hamileliğin hediyesini beklemeye başlamıştık. Zaman azaldıkça heyecanımız da artıyordu. Son trimester de rutin kontrollerin aralığı 15 güne inmişti. Bizim de doğumu yapacağımız hastaneye karar verme zamanımız gelmişti. Aslında iki alternatifimiz vardı. Ya John Hopkins ya da Tekirdağ Devlet Hastanesi.

Çok alakasız göründüğünü biliyorum. İlk tercihimiz Suzan'ın laperoskopi ameliyatını yaptırdığımız modern bir hastane olan John Hopkins'ti. Ancak Doğum Tekirdağ Devlet Hastanesinde gerçekleşti. Bu hastane Suzan'ın annesinin çalıştığı hastaneydi. Anneannemiz bir doğum hemşiresi. Kızının kendi çalıştığı hastanede doğum yapmasını istedi. Hastanedeki tüm hemşire ve doktorlar neredeyse çocukuluğundan beri Suzan'ı tanıyorlar. Tanıdık simaların bolca olduğu bir hastanede olmak doğum stresini atlatmasına yardımcı olabilirdi. Gidip gördüğümüzde hastanenin hijyeni konusundaki endişelerimiz de yok oldu. Hepsinden önemlisi Suzan'ın annesi de ameliyata girip tüm aşamalarda kızının yanında olacaktı. Tüm şartları düşünüp kararımızı verdik. Doktorumuzun tahmini doğum tarihlerini belirlemesini bekledik.



Tarihleri net hatırlamak zor, sanırım Ocak ayının sonuydu. Klinikte son kontrolümüze gittik. Kurabiye doğum kilosuna yaklaşmıştı neredeyse. 36ncı haftasını dolduran bebekler doğum için gerekli gelişimi yeterince tamamlamış ve hayatta kalabilir kabul ediliyormuş. Her ultrasonda doğumun gerçekleşmesi öngörülen tarih yazar. Bizimkinde 26 Şubat yazıyordu. Aret Bey de bize 23 Şubat'tan sonra herhangi bir gün doğum planlayabileceğimizi söyledi. Evimize döndük. 


Hastane çantalarımızı hazırlamıştık zaten. Minik kurabiyenin ne zaman gelmek isteyeceğini bilmediğimizden en azından planlanan tarihten on gün önce doğumun yapılacağı şehirde olmalıydık. Finalde seyehat hiç önerilmiyor. Suzan doğum izni ile işten ayrılmıştı. Hazırlıklarımızı tamamlayıp Tekirdağa gittik.

Doğum için Tekirdağ'daki doktorumuz Abdullah Bey ile görüşüp 18 Şubat tarihinde gerçekleştirmeye karar verdik. 18 Şubatın özel bir anlamı yoktu. Sadece Balık burcu olsun istemedik. :)) Balık burcu erkeğinin gereğinden fazla duygusal olduğunu söyleyip durdu arkadaşlar. İnanmıyormuş gibi yapsak da Burç takviminde kovaya denk getirmek için tarihi biraz öne aldığımızı itiraf etmek lazım. 18 Ekim ise benim doğum tarihim. Oğlumla rakamlarımız aynı olsun istedim. Tali bir sebep daha vardı tabi. O da hamilelikte son haftanın doğum için daha riskli olmasıydı. Bebek büyüdükçe amniyo sıvısında azalma, plasentada yırtılma riski gibi faktörler, son haftanın anne karnında bebek ölümlerinin en yoğun olduğu dönem olmasına neden oluyor. 18 Şubat tarihi kararlaştırıldı.

7 Şubatta Tekirdağa gittik. Ben 1 hafta daha çalışmak zorunda olduğum için Suzan'ı ona gül gibi baktıkları ailesinin yanına bıraktım. Ailesinde bebek sahibi olan ilk torun olacaktı. Onlar içinde çok özeldi bu bebek. Sonraki bir hafta İstanbul'da kaldım. İşe gidip geldim. Çalıştım mı bilmiyorum. Çok heyecanlı oluyor insan. Bir de acaba bizim planlarımız Doruk'la uyuşmaz da o daha aceleci davranırsa diye düşünüyordum. Acil bir durum oluşması halinde deprem tatbikatı yapar gibi İstanbul'dan kaçış planları yapıyordum. Neyse ki bu olmadı. Ama epey pratik yaptım :)

Sonraki hafta için izin alıp Tekirdağ'a gittim. Son 5 günü birlikte geri saydık. Belki de tüm hamilelik döneminde en rahat ve dingin olduğum zamandı o beş gün. Tasalarımı bir tarafa bırakıp tadını çıkardım. Nede olsa çok uzun bir yolu kazasız belasız atlatıp gelmiştik. Yine de son gece heyecandan uyumakta zorlandım. Bir an önce olsun istiyor insan. 9 ay konuştuk. Babalar anlatmaya çalıştı nasıl bir duygu olduğunu. Babam anlattı "yakında anlarsın benim için ne demek olduğunu". Anlatmak işe yaramamıştı hiç. Nasıl olduğunu anlamak için sabahın olmasını beklemek gerekti.

18 Şubat 2009 Çarşamba 08:40:35 Tekirdağ - Türkiye

Bir gün önce hastane organizasyonunu imece usülü halleden kafile, hep birlikte hastaneye hareket ettik. 10 dakika sonra hastanedeydik. Gece uyumadan önce yaşayacaklarımızı planlamıştık kendimizce. Hastaneye gidecek, odaya yerleşecektik. Doktor gelip kontrollerini yapacak, hemşireler Suzan'la şakalaşıp ona moral verecek. Saat gelincede ameliyathaneye alınan Suzan'ın arkasından el sallayıp öpücük gönderecektik. Çok plan yapmamak lazım. :))

Hastane merdivenlerinden çıkarken karşıladı hemşireler bizi. Ameliyathane çoktan hazırmış. Herkes Suzan'ı bekliyor. Kapkaç kurbanı çanta gibi aldılar Suzan'ı. Ne olduğunu bile anlayamamıştık. Sonra anlaşıldı ki doğumu beklerken geçen sürede, anne adayının gerginliğinin giderek yükseleceği düşünülerek anlık şok ile durum kotarılmaya çalışılmış. :)) Biz paşa paşa odanın yolunu tuttuk. Bekleyiş başladı. Saate baktım 3 dakika geçmiş. Yok bu böyle olmayacak, hem biraz hava alayım hem de Türk filmi rutinini yerine getireyim diye bahçeye inip ..... yaktım. Annesinin de yanında olması beni çok rahatlatmıştı. Gergin bir bekleyiş değildi kesinlikle. Emin ellerde olduğunu biliyordum. Sadece sağlıklı bir bebek olarak dünyaya gelmesi için dua ettim. 

Bir aşağı bir yukarı derken ikinci katta Ameliyathane kapısında Suzan'ın teyzesini gördüm. Kucağında mavi bir battaniyeye sarılmış şiş ve kırmızı suratlı bir bebek vardı. Bizim bebeğimiz.

Daha ne olduğunu anlayamadan tekrar içeri götürdüler. Birazdan odaya getireceğiz dediler. Bir süre orada kalakaldım. Herşeyi anlatmak mümkün ama ne hissettiğimi anlatamam. Küçücüktü. İçim kaynadı. Gülümsedim. Sonra birden Suzan aklıma geldi. :) Onu sordum annesine. İyi olduğunu, ayılma odasına aldıklarını söyledi. Derin bir nefes alıp odanın yolunu tuttum.

Cümbür cemaat ailenin yeni üyesini ve taze anneyi beklemeye başladık. Saat 9'da minik kurabiye teyzesinin kucağında odaya girdi. İlk anlar ilgi yumağından başbaşa kalamadık. Sonra biraz ürkerek kucağıma aldım. O kadar minik ve masum ki incitmekten korkuyor insan. Eski yuvasındaki sıcak ve karanlığın yerini alan aydınlık ve soğuk ortama alışmaya çalışıyordu. Zoraki açmaya çalıştığı gözleri genellikle kapalıydı. Hala aklımda, teni pamuk gibi yumuşacıktı.

..............

Göz göze geldik diyemem. Uzun uzun ben ona baktım. 9 ay beklediğimize değmişti...

Bir ömür beklemeye değerdi...

Minik kurabiyem aramıza hoşgeldin.





Yorumlar

Gokay BASARAN dedi ki…
Doruk'a yaşadığınız güzel anıları anlatmakla kalmamış okuyan her anne ve babaya da kendi doğum anılarını anlatmışsın. Bir eksik üç fazla aynı şeyler...
Okudukça yaşadıklarım aklıma geldi...
Eline ve o tertemiz yüreğine sağlık...
Cem dedi ki…
Teşekkür ederim Gökay. Küçük prensesi öp bizim için.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elmyra Duff

Uzun zamandır bir köpeğimiz olsun istiyorum ben. Her fırsatta söylerim annene. Annen köpeklerden çekinir. Köpeklerden hoşlanmaz diyemem sadece uzaktan sevmeyi tercih eder. Yanlarına sokulmaz, hatta bir köpek ona doğru yaklaşırsa genelde kaçacak delik arar. Bu yüzden köpek besleme sevdası bahçeli bir evimiz olana kadar rafa kaldırılmıştı. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlarda kendimize ait bir kedimiz olmuştu. Mısırdı adı. Ona bakıp büyütmek bile ciddi sorumluluk istiyordu.Sonra anneannene devrettik o sorumluluğu. Kendimize zor bakıyorduk o zamanlar. :) Hayvan sevgisinin çocuk gelişiminde çok önemli bir rolü olduğu, evde evcil bir hayvan ile birlikte büyümenin çok olumlu katkıları oluğunu duyuyoruz, okuyoruz. Ama hali hazırda apartman dairesinde yaşarken, hakkını vererek evcil bir hayvanı sahiplenmeye hazır olmadığımızı ben de kabul ediyorum artık. Bahçeli bir eve geçersek ilerde ilk işim bir köpek almak olacak ama. Çünkü sen de benim gibi bayılıyorsun köpeklere. Şimdiye kadar tatsız b...

Yaz gibisi var mı ?

Ben yazcı biri değilim aslında. Ne melankolik bir yapım var ne de hüzne düşkünüm ama yine de sonbaharcı diyebilirim kendime. Ne kazak giyecek kadar serin, ne pişik olacak kadar sıcak olsun isterim hava. Ama seninle birlikte hayatımızda değişen birçok şey gibi favori mevsimimin de değiştiğini fark ettim. Artık ben de yazcıyım. Son bir iki gündür İstanbul'u sel götürdüğünde daha da iyi anladım sıcağın kıymetini. Çünkü sevimli tosbağamız eğer günün tamamını evde geçirmek zorunda kalırsa çok keyifsiz oluyor. Evet senden bahsediyorum. Bana kalsa geçerim TV'nin karşısına akşama kadar patlamış mısır ve film yaparım. Hatta annenle eskiden 13 saat aralıksız dizi izlemişliğimiz de vardır. :)) Artık onlar mazide kaldı zaten. Şimdi evde içine duracell kaçmış 10 kata kadar daha enerjili bir tosbağamız olduğun için, odalar arası sprintler, yastıklarla yapılan grekoromenler, attiler ve tuttiler ile yetinemiyoruz. Rutin bir şekilde anneannen seni sabah kahvaltıdan sonra ve öğle uykundan sonra ...

Uykucu Şirin

Dünyada en tatlı zaman harcama yöntemi uyku kurabiyem. Büyüdüğünde babanı daha iyi anlayacaksın. Şimdi bolca vaktin oluyor uyumak için. İleride eğer bana benzerse huyun suyun, bu kadar bol uyuduğun günleri özleyeceğinden emin ol. Sabah işe gitmek için böldüğüm uyku en kıymetlisi. Senden önce hafta sonları geç kalkma lüksümüz vardı. Artık uyumaktan sıkılınca kalkardık yataktan. Suzan hamile iken, arkadaşlara "bebeksiz hayatta en çok neyi özlüyorsunuz" dediğimizde anlaşmış gibi hepsi "uyku" diyordu. Şimdi bana sorsalar ben de uyku derim :) Şikayet etmiyorum daha çok durum tasviri diyelim buna biz. Yenidoğan bir bebek günün ortalama 16 saatini uykuda geçiriyormuş. Hastanede hemşireler seni ilk kucağımıza verdiği andan itibaren uyku düzeninle ilgili hiç sorun yaşamadık. Elimizden geldiğince uykun için bir düzen oluşturmaya çalıştık. En önemlisi bebeğe gece-gündüz kavramını aktarabilmekmiş. Biz de bunu yapmaya çalıştık. Eğer gece ve gündüz olgusu yerleşmezse gece nöbetçi...